Parisi geziyoruz, vol. 3
8/08/2008 12:00:00 PM
paris'te akşam üstü. gün yavaş yavaş geceye kavuşuyor. biz de planladığımız gibi artık eiffel'e varıyoruz. louvre'dan eiffel'e yürümek acaip uzunmuş, bunu yaşıyarak tecrübe ettik. halbuki o kadar yakın gözüküyordu ki 5 dakikaya varırız yaw dediydik :) herhalde yüksek yapılar şehrin her yerinden yakın gözüküyor, biz de yanıldık.
neyse, işte eiffel :)

etraf inanılmaz kalabalık. parisin en kalabalık mekanı olsa gerek. eiffelin önünde sonu görünmeyen bi bahçe var, ve üstü insan dolu. herkes şarabıyla, birasıyla, piknik sepetiyle gelmiş arkadaşlarıyla keyif çatıyor. çatılmıyacak gibi değil ki. eiffel'in endamlı görünümü, havanın temizliği ve çevrenin güzelliği insanların içine huzur veriyor. kulenin az gerisinde de seine (sen) nehri akıyor.
yukarıdan bakmak çok güzel olurdu bu manzaraya, lakin kuleye çıkmak için öyle bi sıraya girmemiz lazım ki sıranın sonu bile gözükmüyor, o kadar çok insan bekliyor yani. bi de kulenin de kapasitesi belli olduğu için insanları azar azar alıyorlar yukarı. bekleyemedik tabi biz de. artık başka sefere.

eiffel 20. yüzyılın başında paris'te düzenlenecek olan bi fuarda şehri temsil etsin diye yapılmış bi anıt. fuar sırasında oldukça dikkat çekmiş bi şey. lakin fuar geçtikten bi kaç yıl sonra, şehir komitesi kulenin yıkılmasını kararlaştırmış. çünkü sadece bi çelik yığını olarak düşünüyorlarmış. bunun yerine daha sanatsal ve anlamlı bi anıt yapmak istemişler. lakin daha sonra kimsenin gönlü razı olmamış yıkmaya, ve o gün bugündür şehrin simgesi olarak kalmış eiffel.
saat ilerledikçe hava biraz daha kararıyor ve eiffel'in ışıkları da yavaş yavaş yanmaya başlıyor. ilk yanan ışıklar avrupa birliğinin bayrağındaki yıldızları temsil ediyor.

kulenin civarında gönlümüzce vakit geçiriyoruz. daha sonra da bahçesinde güzel bi alanda yer bulup da çimlere yayıldık. az biraz dinlendikten sonra, vaktin de geç olmasıyla birlikte eğlence mekanlarına gidelim diye ayrılıyoruz buradan.

eiffel'den uzaklaştıkça onun ışıklar içinde ne kadar da güzel göründüğü bi kez daha farkediyoruz. mavi ışıklar arkada, devamlı yanıp sönen beyaz flaş ışıkları ise ön planda. en tepede de deniz fenerlerinde bulunan büyük fenerlerden bi tane. her tarafı ışıl ışıl.

pariste bir de gece yaşamını görelim diye yollara düştük. fakat bu canlı sokaklar nerelerdedir bilmediğimiz için, milletten nereyi duyduysak, oraya gitmeye karar verdik. bastille caddesi. evet, oldukça fazla bar, pub ve diskonun bulunduğu bi caddeydi. fakat biz yorgunluktan öldüğümüz için hiç birine girmek istemedik.
orada bi kenarda ayakta takılırken iki zenci adam yanaştı yanımıza ve fransızca bişeyler dedik. biz bişey istemediğimizi belirterek postaladık bunları. fakat bi 5 dakika sonra tekrar geri geldiler ve bu sefer ingilizce konuştular. do you want ash? :) yani ot ister misiniz? biz şaşırdık tabi, böyle bi şey ilk defa başıma geliyor, yani istesek oradan uyuşturucu ot alıp da kafaları çekebilirdik bi köşede :P
bu olaydan sonra ortamda daha fazla durmak istemeyip de hostelin yolunu tuttuk. bi de gece gece yolumuzu da kaybettik, metrodan yanlış durakta inmişiz meğersem :) işe bak ki bizim bindiğimiz metro da sonuncuydu, o saatten sonra başka yoktu. taksi tutalım diyoruz, ama hiç bi taksi durmuyor. dumur olduk. neyse, çevrede boş boş yürüdükten sonra bi taksi bulduk da hostelimize sağ salim varabildik.
ertesi günü verseille sarayına gitmek istiyorduk. burası şehir dışında bi yer, o yüzden erken kalkmamız lazımdı. fakat biz geç kalkınca ve de "le tour de france" (meşhur bisiklet yarışı) dolayısıyla da yolların bir çoğu kapalı olunca bizim verseille hevesimiz kursağımızda kaldı. neyse artık, biz de bisiklet yarışı için bekleyen kalabalığın içinden geçerek arc de triomphe (özgürlük meydanı)'na gidiyoruz.

burası napoléon bonaparte nin 18. yüzyılın ortalarında, zaferleri anısına yaptırığı bi anıt.oldukça büyük bi yer. lakin le tour de france yüzünden bu anıtın da tepesine çıkamadık. paris'i de bi yukardan izleyemedik yahu. neyse, içimizde kaldı ama :/

heidelberg'e dönüş otobüsümüze gitmeden önce paris'te son yemek. güzel bi mekan seçtik. biraz pahalıca olsa da yemekleri güzeldi.

uzun sayılacak bi otobüs yolculuğu ardından heidelberg'e gece 12 civarı vardık. evlerimizin bulunduğu tarafa gitcek olan otobüs yok. bizse o kadar çok beklemiştik durakta. neyse, bunu öğrendikten sonra taksiyle evimizin yolunu tuttuk. yorucu bi geziydi, evet, ama değdi. herşeyiyle çok güzeldi. ne çok yorulduğuma yandım, ne cebimden çıkan paraya. paris için helal-i hoş olsun :)

şimdi sırada venedik ve roma var. 17 ağustosta düşüyorum yollara. hele şu labtaki stajım bitsin de, ki onun da bi haftası kaldı :)
son bir hafta.
neyse, işte eiffel :)

etraf inanılmaz kalabalık. parisin en kalabalık mekanı olsa gerek. eiffelin önünde sonu görünmeyen bi bahçe var, ve üstü insan dolu. herkes şarabıyla, birasıyla, piknik sepetiyle gelmiş arkadaşlarıyla keyif çatıyor. çatılmıyacak gibi değil ki. eiffel'in endamlı görünümü, havanın temizliği ve çevrenin güzelliği insanların içine huzur veriyor. kulenin az gerisinde de seine (sen) nehri akıyor.
yukarıdan bakmak çok güzel olurdu bu manzaraya, lakin kuleye çıkmak için öyle bi sıraya girmemiz lazım ki sıranın sonu bile gözükmüyor, o kadar çok insan bekliyor yani. bi de kulenin de kapasitesi belli olduğu için insanları azar azar alıyorlar yukarı. bekleyemedik tabi biz de. artık başka sefere.

eiffel 20. yüzyılın başında paris'te düzenlenecek olan bi fuarda şehri temsil etsin diye yapılmış bi anıt. fuar sırasında oldukça dikkat çekmiş bi şey. lakin fuar geçtikten bi kaç yıl sonra, şehir komitesi kulenin yıkılmasını kararlaştırmış. çünkü sadece bi çelik yığını olarak düşünüyorlarmış. bunun yerine daha sanatsal ve anlamlı bi anıt yapmak istemişler. lakin daha sonra kimsenin gönlü razı olmamış yıkmaya, ve o gün bugündür şehrin simgesi olarak kalmış eiffel.
saat ilerledikçe hava biraz daha kararıyor ve eiffel'in ışıkları da yavaş yavaş yanmaya başlıyor. ilk yanan ışıklar avrupa birliğinin bayrağındaki yıldızları temsil ediyor.

kulenin civarında gönlümüzce vakit geçiriyoruz. daha sonra da bahçesinde güzel bi alanda yer bulup da çimlere yayıldık. az biraz dinlendikten sonra, vaktin de geç olmasıyla birlikte eğlence mekanlarına gidelim diye ayrılıyoruz buradan.

eiffel'den uzaklaştıkça onun ışıklar içinde ne kadar da güzel göründüğü bi kez daha farkediyoruz. mavi ışıklar arkada, devamlı yanıp sönen beyaz flaş ışıkları ise ön planda. en tepede de deniz fenerlerinde bulunan büyük fenerlerden bi tane. her tarafı ışıl ışıl.

pariste bir de gece yaşamını görelim diye yollara düştük. fakat bu canlı sokaklar nerelerdedir bilmediğimiz için, milletten nereyi duyduysak, oraya gitmeye karar verdik. bastille caddesi. evet, oldukça fazla bar, pub ve diskonun bulunduğu bi caddeydi. fakat biz yorgunluktan öldüğümüz için hiç birine girmek istemedik.
orada bi kenarda ayakta takılırken iki zenci adam yanaştı yanımıza ve fransızca bişeyler dedik. biz bişey istemediğimizi belirterek postaladık bunları. fakat bi 5 dakika sonra tekrar geri geldiler ve bu sefer ingilizce konuştular. do you want ash? :) yani ot ister misiniz? biz şaşırdık tabi, böyle bi şey ilk defa başıma geliyor, yani istesek oradan uyuşturucu ot alıp da kafaları çekebilirdik bi köşede :P
bu olaydan sonra ortamda daha fazla durmak istemeyip de hostelin yolunu tuttuk. bi de gece gece yolumuzu da kaybettik, metrodan yanlış durakta inmişiz meğersem :) işe bak ki bizim bindiğimiz metro da sonuncuydu, o saatten sonra başka yoktu. taksi tutalım diyoruz, ama hiç bi taksi durmuyor. dumur olduk. neyse, çevrede boş boş yürüdükten sonra bi taksi bulduk da hostelimize sağ salim varabildik.
ertesi günü verseille sarayına gitmek istiyorduk. burası şehir dışında bi yer, o yüzden erken kalkmamız lazımdı. fakat biz geç kalkınca ve de "le tour de france" (meşhur bisiklet yarışı) dolayısıyla da yolların bir çoğu kapalı olunca bizim verseille hevesimiz kursağımızda kaldı. neyse artık, biz de bisiklet yarışı için bekleyen kalabalığın içinden geçerek arc de triomphe (özgürlük meydanı)'na gidiyoruz.

burası napoléon bonaparte nin 18. yüzyılın ortalarında, zaferleri anısına yaptırığı bi anıt.oldukça büyük bi yer. lakin le tour de france yüzünden bu anıtın da tepesine çıkamadık. paris'i de bi yukardan izleyemedik yahu. neyse, içimizde kaldı ama :/

heidelberg'e dönüş otobüsümüze gitmeden önce paris'te son yemek. güzel bi mekan seçtik. biraz pahalıca olsa da yemekleri güzeldi.

uzun sayılacak bi otobüs yolculuğu ardından heidelberg'e gece 12 civarı vardık. evlerimizin bulunduğu tarafa gitcek olan otobüs yok. bizse o kadar çok beklemiştik durakta. neyse, bunu öğrendikten sonra taksiyle evimizin yolunu tuttuk. yorucu bi geziydi, evet, ama değdi. herşeyiyle çok güzeldi. ne çok yorulduğuma yandım, ne cebimden çıkan paraya. paris için helal-i hoş olsun :)

şimdi sırada venedik ve roma var. 17 ağustosta düşüyorum yollara. hele şu labtaki stajım bitsin de, ki onun da bi haftası kaldı :)
son bir hafta.

hıımm ışıklı ışıklıda pek bi alımlı gözükmüş kule.. güzelmiş valla senin fotoğraflarla dahada bi canlı gibi oldu..tv çok uzak kalıyo yahu bukadar gerçekçi hissetmiyor insan :D
demek ot soruyolar ha :D iy yapmışsınız kaçmakla.. tabu anladılar sizin yabancı olduğunuzu hemen ava çıktılar :P
azkalmış desene staj bitiyor.. romaya gitmeye de az kalmış .. hadi bakalım .. onları da görelim sayende ..gerçi biz de geliyoduk dimi hatta bisikletlerle gidiyoruz :D
büşra
Emre,
Fransızlar İngilizce konuşmaya çalıştığında Fransızca cevap verirler diye bir söylenti var. Siz orda insanlarla nasıl anlaştınız?
valla romaya az kaldı büşra, sabırsızlıkla günleri sayıyorum :)
__
ya fransada evet bi çok insan fransızca cevap veriyordu ama bence bunun sebebi aşırı milliyetçilikten öte insanların ingilizce bilmemesinden kaynaklanıyor. özellikle fransada çok göçmen var, ve insanların gelir seviyesi falan biraz daha düşük almanyaya göre. bi de sosyal devlet değiller tabi. dolayısıyla eğitimlerinde biraz sıkıntı var bence bu ingilizce konusunda.
insanlar bilseler konuşurlardı. almanya için de öyle diyolardı mesela. kimse bildikleri halde ingilizce konuşmaz diye. halbuki yok öyle bişi. almanyada mağazadaki kasiyerden tutun da otobüs şöförüne kadar bi çok insan ingilizce biliyor. en azından çat pat bişiler anlatabilecek seviyede bilen insan sayısı fazla.
e insanlar bilince konuşuyorlar tabi. o kadar çok dil milliyetçiliği yapmıyorlar.
fransızlar da bilseydi, onlar da konuşurlardı.
ben bunu gözlemledim :)
Fransa...
Paris...
Eyfel...
Ve sen...
...
yanlış ülke...
yanlış şehir...
yanlış alan...
yanlış insan..
...
:D :P
cevabım budur...üstüne bişey diyemeyeceğım efendim..
:P
merak ettim.. :/
senın o yatarken ki fotonda basının üstündeki ucun çıbıklar nedir.. :D
Yazııkkk şunlara bak yaa bankamı kaldınız :D:D:D köşeye nasılda sinmişler:D:D
seninle çok şey öğreniyorum hadi bakalım:)
:) poster almıştık da orada. onlar kırışmasın diye o borulara kıvırıp koyuyolar ;)
ya valla kusura bakma emre ama kafama takıldı..sormazsamda çatlarım bılıyosun.. :D
o patatesi ve tavuk butunu bıcaklamı yıyosun sen..çatalın nerdeee... :D
aklıma takıldı valla..
başka ısım yok su sıralar.. :P :P
:D duygu bilirsin ki yemek yerken bıçak sağ elle tutulur, çatal da sol el ile ;)
yani bıçak tabağın sağ tarafındayken, çatal da sol tarafında olur. fotografı çeken de sağda durduğu için, çatal tabağın arkasında kalıyo ve göremiyon :D
işsiz kalınca, boş işlerle uğraştığın doğru galiba :P :D
:D :P:P
ben her zaman boş işlerle uğraşırım..boş işler benim ilgi alanım emre napim..kendimi engelleyemıyorum.. :D
bu arada bıçagın sağ elle çatalın sol elle tutuldugunu senden öğrendim :P..teşekkür ederim aydınlattıgın için beni engin bilgilerinle..
ama ben çatalı görmedıgım için şey ettiydim...
:D :D
düştüğüm gündür bugün...Rezilim...allah benim cezamı versin :D :P
yalnız o foto da dikkat çeken başka bişi var, onu nasıl farketmedin :)
orada, camın arkasında, bi aile fotograf makinesine doğru pos vermişler resmen :D ben farkettiğim zaman çok şaşırmıştım :)
görmem mi emre onları..ama ben kötü bi kızım..senın kötü hareketlerini,anormallıklerıni,hatalarını gözlemlıyorum..bana burda foto analızı yaptırma..ne kadar basarılıyım bılrısın beni..:D :D
bıde foto analızlerım benım bıraz uzun oluyor..sonra yayınlamzasın sılersın dıye korkuyorum..malum sne sılıyon bazen.. hıhh...
huyum kurusun :/
o huyun bı kurumadı emre bea... :/
sana da keyifli pazarlar olsunn..
bana pek olmadı ama geçip gidiyo işte :D
büşra..