Schwetzingen'i geziyoruz

dün Schwetzingen e gittim sonunda. heidelberg yakınlarında, otobüsle bi saat meseafede bi yerde. bu kasaba küçük bi yer olmasına karşın, bünyesinde müthiş bi bahçe bulunduruyor: Schwetzingen Schlossgarten.

öyle büyük bi yer ki uzaydan bile rahatlıkla görülebiliyor (google maps). 2 yüzyıl kadar önce kurulmuş bi yer olmasına karşın, özenle ve itina ile saklanıp bugüne kadar varlığını sürdüregelmiş.

gez gez bi hal oluyo insan, o derece büyük yani. özellikle ana yoldan sapıp da ara yollara, patikalara girince, epey keyifli bi yolculuk başlıyor ormanda :)

ağaçların yanında ayrıca bir çok da heykel yapılmış. bunların en büyük ortak özelliği hepsinin ağzından su çıkması :) çok enteresan bi şey. bunun özel bi anlamı var mı bilmiyorum ama belki de bahçedeki bereketli su kaynaklarını simgeliyor olabilir diye düşünüyorum.

ayrıca mini mini havuzlar her köşe başında karşımıza çıkıyor.

patika yolların bazı kenarlarında büyük vazolar konulmuş ve bunların üstündeki işlemeler de oldukça dikkat çekici. resimdeki gibi ürkütücü ve garip insan-öcü arası figürler var :)

bu koca bahçe içerisinde ilk göze çarpan şeylerden biri de cami. evet, içeride kilise yok ama çok güzel bi cami var her ne hikmetse. gerçi kullanımda değil, sadece turistlerin gezebilmesi için açık tutuluyor.

iç ve dış duvarlarda bol bol arapça yazı var. giriş kapısının hemen üstünde ise okuyabildiğim kadarıyla "la ilahe illalah" yazıyor.

çok güzel tasarlanmış geçitler göz dolduruyor gerçekten de. ah burada sevgiliyle kol kola gezmek vardı :) gizli saklı yerlere konulmuş banklarda oturmak vardı uzun uzun :)
ağzından sular fışkıran binbir çeşit kuş figürleriyle çevrelenmiş bi havuzcuk karşılıyor beni bu geçitin sonunda.

havuzun ortasında ise bir baykuş. ayaklarının altında ise avı var. nedense bazı figürlerde bol bol şiddet içerikli unsurlar kullanılmış.

hep filmlerde görürdüm bu labirent bahçeleri. ilk defa birinin içinde bulunmuş oldum böylece :) cidden kayboluyor insan. nereye gittiğimi bilmeden, görmeden yoluma devam ediyorum, bazen çıkmaz yollara girdiğimi farkedip geri dönüyorum, başka bi yol kullanıyorum :)

wuuu uu. sonu nereye çıkıyor acaba bu yolun :D işin kötü yanı, ben de öğrenemedim, nedense buraya giriş yasaktı :/

ve bir sürü hayvan etrafta cirit atıyor. bu sincap da yolumu kesti bi ara. ceviz mi ne bi şeyi aldı yoldan, sonra kenara çekilip kemirmeye başladı. ben de hareket etmeden onu izledim, ama bi ara burnumu kaşımaya yeltendim, o da hareketten kıllanmış olacak ki kaçtı hemen :/

kocaman balıklar var suda. abartmıyorum, kol kadar büyüklükteler :D hatta bazıları var, bacak kadar olmaya aday :D gofret atıyorum, o yüzden ağızlarını sudan dışarı çıkartıp da açıyorlar :D
aynı yerde ufak bi ördek ailesi de var.

kocaman bi de kuğu var. attığım gofret parçalarını önce kim kaparsa artık. ama bu kuğu diğerlerini dövüyor da alıyor tüm parçaları :D gofret bittikten sonra bana bile ufak saldırılara başladı, daha başka neden vermiyom diye :D tam yüzsüz valla.

sonra da boynunu büküyo numaracı :)

bu hayvanın adını bilmiyom. bilen varsa yorumda belirtsin. mal mal ortalıkta dolaşıyordu :D

bu da leyleğin yandan yemişi oluyor herhalde :) şaka şaka :) bunun da ne olduğunu bilmiyorum. dakikalarca kılını bile kıpırdatmadan durabiliyor.
dün bayağı yoruldum tüm bahçeyi gezeyim derken. sonunda da bi gölün kenarında cimlere uzanıp da kestirdim azcık. sonra da doğru heidelberg e döndüm.

bugün de canım acaip sıkılıyor yawf. yapacak bi şey yok. yakınlardaki gidilecek yerlere gittim hep :D uzaklar kaldı anca. oralara gidebilmek için de vakit lazım uzun uzun. bakalım ilerleyen günler ne göstericek..

Heidelberg'i geziyoruz, vol. 3

allaselamlar. gectigimiz hafta labratuarda cok yoruldugum icin bu haftasonunda bol bol yatip dinlendim. e hakkettim o kadarini da di mi ama :D

cumartesini evde yatmakla, internette surf yapmakla ve kalan vakti de alisverisle gecirdim. alisveris dediysem de oyle capli bi sey degil ya, mutfak icin erzak neyim iste..

pazar gunu attim kendimi disari. sabah sabah gozume ilk carpan sey bu turuncu sumuklu bocek oldu :D garip hayvanlar var burada ya.. bi de kocaman bi sey, 10 cm'in ustunde boyu vardi..

tabi biz bu sumuklu bocegi gordukten sonra istagimiz bi kabardi bi kabardi :D :P sonrasinda da heidelberg'in en meshur caddesinde bi donerci bulduk, ve donerlerimizi siparis ettik, soylemesi ayiptir :P buranin donerini cok sevdim yalniz. bizim turkiyedeki gibi et parcalarini terazide tartip da grami gramina tamamlayip ekmek arasina koymuyo, oyle daldirio kepceyi etin icine :D inanin ben boyle et gormedim yani :D onun yaninda bi ton da salata ve cesitli soslarla donattiktan sonra veriyor durumunuzu :D boylece xxxl boy bi durum yemis olduk ..
bu koca durumu yedikten sonra da, artik mudavimi oldugum heidelberg kalesine yani orjinal adiyla Heidelberger Schloss'a gittik. daha onceki gidislerimde kapali oldugu icin giremedigim ic kismina ve muzelerine de girebildim bu sefer. bu da kulelerinden birinde cekilmis bi fotografim :) arkada gozuken sehir heidelberg, nehir ise neckar.

kalenin icinde goze carpan ayrintilardan biri de bu gunes saati. artik nasil hesapliyorlar buradan saati bilmiyorum ama oldukca enteresan bi teknik oldugu kesin.


ve bu koca varil de almanlarin ne kadar cok bira duskunu olduklarinin en buyuk kaniti herhalde :) bi de bu arkaya dogru da uzuyor hee, kocaman bi sey .. agzina kadar doldugunda herhalde bi sehre yetecek kadar bira alir :D
bahcedeki dilek havuzu. hemen bi sey diledim tabi :D tek bir sey (o! biliyor ne diledigimi..). gerci yanimda bozuk olarak anca 1 cent vardi ama olsun. paranin buyuklugu onemli degil, niyet onemli :D

dilek havuzu basindaki ben.


muzede gordugumde beni en cok sasirtan sey; aspirin. amma eski bi tarihi varmis bunun ya. hatta rivayetlere gore, daaa misirin firavunlari zamanina kadar dayaniyormus tarihi.
sanirim bu da yusufcuk bocegi oluyor. bi macro fotograf cekeyim dedim ama uzerinde durdugu basak cok sallaniyordu. goruntu biraz kipramis o yuzden.


kaleden indikten sonra neckar kiyisindaki cimlik alana gittim. uzun bi suredir buraya da gelmek istiyordum ama bi turlu denk getirememistim. mukemmel bi yer. insanin icini huzur ve ferahlik kapliyor valla :) fotograflarda pek gorunmuyor ama etrafta oldukca fazla insan var. bi cogu gunesleniyor, kimisi frisbee oynuyor, kimisi volleybol, kimisi ise mangallarin i yakmis keyif yapiyor . ve her nedense artik, mangal yapanlarin cogu turk ailesiydi :D ilginc bi tespit. zaten bu turkler sayesinde sila hasreti cekmiyorum ya :D almanyada heryerde illa karsimiza cikiyorlar yani.
ha bi de sadece insanlar da yoktu bu alanda, ordekler ve kazlar da oradaydi ailecek :D insanlara da o kadar alismislar ki dibimize kadar geldiler hic cekinmeden.

e ben de bu guzel cimlerden ve gunesten nasiplendim tabiki. yattim bol bol :)

Heidelberg'i geziyoruz, vol. 2

allagectigimiz pazar yine heidelberg yollarindaydim :) yine gezdim dolastim gun boyunca, aksam da turkiye:cek cumhuriyeti macini izledik turklerle beraber. cok guzel bi gun gecirmis oldum boylece :)

sokaklar arasinda yururken daha once farketmedigim bi kilise gordum. buyuk ve eski bir yapi. hemen girdim tabi icine. boylece gune ilk once kiliseye giderek baslamis oldum :D ama pazar ayini kacirmis olacagim ki iceri de hic kimseler yoktu.
yapinin on duvarina insan boyunda heykeller yapmislar ve cok enteresan geldi bunlar bana. adamlar gercekten de sanatlarini konusturmuslar yani :) hele dijital kamerayla zoom yapip da yakindan bakinca, heykellerde cok guzel ve ince ayrintilarin kacirilmamis oldugunu goruyorsunuz. bu da onlari daha bi kiymetli ve daha sanatsal yapiyor sanirsam :)

icerisine girdigimde ilk gozume carpan sey ayinin yapildigi alan oldu. oldukca buyuk figurler ve islemelerle dosenmis guzel ve etkileyici bi alan.
hemen oturup da fotograf cekilmeyi ihmal etmedim tabi :) kilisede dua eden e.d. pozu :P tabi sadece fotograf karesi yakalamak icin, yoksa icimde hristiyanliya yatkinlik falan yok elbet de :D

bir de arkadan cekileyim de tam olsun :)

bu da sadece kilisenin icinde gordugum enteresan bi maket. anladigim kadariyla; kiliseye bagista bulunan insanlarin isimleri tuglaya kazinip bu makete ekleniyor. maketin icindeki de muhtemelen jesus christ (isa peygamber). yani yapilan bagislar isa icin bir siginak yapmaya harcaniyor gibisinden bi anlam yuklemek istemisler herhalde :) cok guzel hikaye yazdim ya :D ama muhtemelen boyledir :D

kiliseden ciktiktan sonra, neckar nehrinin karsisina gectim ilk defa. gerci o tarafta pek bi sey olmasa da nehir kiyisi cok daha guzel duzenlenmis olup, bol bol cim ve guzel yuruyus yollari vardi.

nehrin yaninda, bir agac altina yerlestirilmis bi banka oturup bu doga harikasi kenti seyretmek doyumsuz bi tat :)

veeee aksaaaam :D turkiye:cek maci :D

aman o ne kadar berbat bi macti, taaa ki 75inci dakkasina kadar tabi ki de :D sonra bizim elemanlar bi acildi bi acildi :D 3 gol pespese :D :D :D biz sevincten goklerdeyiz tabi ki. almanya sokaklari turklerle doldu. kafamizi ne tarafa cevirsek, kirmizi beyaz her yerde :) turkce sloganlar ve korna sesleri tum sokaklari sarmis :D

biz de attik kendimizi disari. heidelberg'in en buyuk meydanina gittik (bismarktplatz). sevinc fotograflarimizi cektik gorundugu uzre :D umarım onumuzdeki cuma gunku mactan sonra da boyle sevince boguluruz.
ben de o gun iyi ki de hazirlikli gitmistim maca. gunduz bi marketten turk bayragi almistim sirtima baglamak ve elimde sallamak icin :)

bu da baska bi acidan :)

buyuk gun cuma :) umarım kazaniriz bu maci da :) boyle heyecan cok guzel oluyor ya :) :) :) hem o kadar turku bi arada gormek, bana gurbette oldugumu unutturuyor :)

Heidelberg'i geziyoruz, vol. 1

cumartesi günü labta çalışmadığım için ve şehir bugün çok hareketli olduğu için gezmeye ayırdım tüm günümü :)

bu yazımda bol bol fotograf koydum :) ki daha eğlenceli olsun ve anlattıklarım biraz daha somutlaşsın :)

otobüsle şehir merkezine gittikten sonra ilk başta yüksek bi alışveriş binasının teras katına çıktım etrafta neler var neler yok göreyim diye. şehir yukarıdan mükemmel görünüyor. hele şehrin ortasından geçen Neckar nehri mükemmel bi görüntü arz ediyor.

ne yapacağımı biraz düşündükten sonra, geldiğimden beri bi türlü gidemediğim, şu resmin sağ üst tarafında bulunan kaleye gitmeye karar verdim.

alışveriş merkezleri beni ne kadar celb etse de beğendiğim ürünlerin fiyat etiketlerini görünce içimde fena patlıyorlar ve ben de o yüzden alışveriş ile pek ilgilenmemeye karar verdim bu aralar :)

terastan inince, nehre doğru yol aldım. üstündeki köprüde az biraz takıldıktan sonra, nehir boyu yürüyerek kendimi güzel, tatlı ve çok hareketli bi caddeye attım. caddeye girdiğimde ilk gözüme çarpan şey kocaman bir kilise oldu. öğrendiğim kadarıyla 600 yıllık falanmış.

buraya kadar gelmişken bi cumartesi ayinine katılmamak ayıp olur :P diyerekten daldım kilisenin içine :)
baktım papaz efendi anlattıkça anlatıyor, ben de 2 dakikadan fazla dayanamayarak attım kendimi tekrar dışarı :)

caddede boş boş çok yürümüş olacağımdan herhalde ki acıktım. burada bi restorantta söylemesi ayıptır ama :) "napolitano pizza" yedikten sonra kalenin bulunduğu dağa doğru tırmanmaya başladım en sonunda.
merdivenler çıkıp, patika yollardan geçtikten sonra, sonunda vardım hedefime :)

buraya girdiğim gibi makinemi bi bankın üstüne koyup da artist bi poz vermekten geri kalmadım tabi :) :)
ama bu poz beni kesmedi ve etrafta dolaşırken birilerinin türkçe konuştuğunu farkedip, onlardan benim fotografımı çekmelerini rica ettim :) sağolsun eleman çok güzel bi kare yakalamış.

sonra da makinemi elime alıp da şehri tepeden çektim bol bol. o kadar güzel gözüküyor ki şehir buradan, hayran kalmamak işten bile değil. arabaların gürültüsü de buraya ulaşamıyor. tatlı serin ve aynı zamanda güneşli bi hava var. uçan kuşların cıvıltısı bi yanda. zaten her yer yemyeşil, ve kocaman kocaman bir sürü ağaç çevrelemiş etrafımızı...

kalenin çok geniş olan bahçelerinde dolaşırken yer yer dökülmüş kısımları göze çarpıyor. mesela fransızlar bi ara büyük hasar vermişler kulelerden birine. e ayrıca kale de artık kaç yüzyıl devirmiş. neredeyse 500 yılı geçmiş bir tarihi var ayrıca o kadar da savaşlar ve iç çatışmalar görmüş, yıpranmış haliyle..

bahçelerden birindeki balkonda yine çok güzel bi manzara buldum ve yaklaşık yarım saat kadar boş boş durdum orada. sadece uzaklara baktım.. şehri inceledim.. nehrin akışını izledim.. üstünde gezen gemileri, kanoları ve botları izledim..

şimdi bana fiziksel anlamda çok uzaklarda olan ama duygusal anlamda bana benden yakın olanı düşündüm.. birlikte olduğumuzu ve yanımda olduğunu hayal edip, avuttum kendimi...
...

pazar günü için de, yani yarın, şehre gitme planlarım var. muhtemelen tekrar kaleye çıkarım ve çimlerde yuvarlanırım azıcık :)

haftaya bi ihtimal frankfurta gidebilirim. bakalım ilerleyen günler ne göstericek...