mısır'ı geziyoruz, vol.1
2/20/2009 05:00:00 PM
ah..!
yollara çıkmak lazım şimdi...
geride tükenmez krizler, nafile rutinler, virane ilişkiler
bırakarak yelkenleri şişirmek lazım...
doldurup bavula ertelenmiş coşkuları, rüzgârları sırtlamak,
martıların peşine düşüp asfalt bilmez topraklara koşmak lazım...
serseri bir şişede imzasız bir mektup olup meçhul kıyılara vurmak lazım...
kış bastırdıkça baharın izini sürmek lazım...
unutulmuş paslı bir hançer gibi çekilmek kınından ve
yollara sürtündükçe yeniden bilenip ışımak lazım...
ah..!
gökten yıldız yağıyordur oralarda;
dallar hazdan kırılıyordur.
şimdi uzaklarda olmak lazım...
C. Dündar
geride tükenmez krizler, nafile rutinler, virane ilişkiler
bırakarak yelkenleri şişirmek lazım...
doldurup bavula ertelenmiş coşkuları, rüzgârları sırtlamak,
martıların peşine düşüp asfalt bilmez topraklara koşmak lazım...
serseri bir şişede imzasız bir mektup olup meçhul kıyılara vurmak lazım...
kış bastırdıkça baharın izini sürmek lazım...
unutulmuş paslı bir hançer gibi çekilmek kınından ve
yollara sürtündükçe yeniden bilenip ışımak lazım...
ah..!
gökten yıldız yağıyordur oralarda;
dallar hazdan kırılıyordur.
şimdi uzaklarda olmak lazım...
C. Dündar
sonunda mısır seyehatimin dökümünü yapmaya karar verdim. yavaş yavaş yazacağım ve bol bol fotografım olacak. yazıya can dündar'dan güzel bi alıntıyla başlamak istedim. şimdi uzaklarda olmak lazım...
mısır gezimiz için bi tur şirketiyle anlaşmak istedik. zira okuduklarımıza ve duyduklarımıza göre mısır, turistler için pek güvenli bi yer değil, hem mal hem can için. normalde, ben tur gezilerini sevmeyen, bunun yerine kendi başıma elimde harita ve bi rehber kitapçığıyla gezmeyi yeğlerim. lakin mısır söz konusu olunca bi turla gitmeye karar verdik.
ben ve arkadaşım, yaklaşık bi ay süren kafamıza uygun bi tur şirketi arama süresinden sonra, sonunda pronto turda karar verdik. pronto'nun sunduğu "10 günlük tüm mısır: Kahire (3), Nil(3) Hurghada(3)" turu tam bizlikti. hemen ödemeyi yaptık ve pasaport işlemlerini de hallettikten sonra uçuş tarihini beklemeye koyulduk.
şirket elinde olmayan sebeplerden dolayı tur tarihine 4 gün kala, uçuş gününü 2 gün öne çekmesi bizim için büyük bi heyecan oldu. ilk başlarda çok kızmıştık ama sonradan uçak seferi iptali olduğunu öğrendik ve şirketin bunu telafi etmek için tarifeli bi uçakta 2 gün öncesine iki üç kat para ödeyip de yer ayırttığını öğrendiğimizde sinirimiz geçti.
böylece 28 ocak akşamında, yani doğumgünümün akşamında istanbul atatürk havalimanından, kahire'ye doğru yollara düştük.
istanbuldan kalkış sırasında adalar harika bi görüntü arzediyor.
iki saat kadar sonra da mısırda, iskenderiye sahil şeridini görüyoruz.
egypt air'i (mısır havayolları) kullanarak gerçekleştirdik yaptığımız 3 uçuşu da. uçakta türkiye, avrupa ve amerika uçaklarından farklı olarak göze çarpan ilk ayrıntı pilot kabininin kapısında asılı olan cam kutu içerisindeki kurandı. ikinci dikkat çekici olay ise, pilotun tüm anonsları besmele çekerek yapmasıydı. son ilginç şey ise, kalkışta ve inişte dua okunmasıydı. uçaktaki herkesin müslüman olmadığını düşünürsek, onlar için oldukça garip bi hava yarattı bu durum.
kahirede otelimize vardığımızda gece 1 civarı falandı. yol yorgunluğundan ölen biz, odamız belli olduğu gibi gittik uyuduk.
otelimizin adı pyramids view'di (piramitler manzarası). başta bu isim bana abartı gelmişti. zira kaldığımız otel 4 yıldızlı bi oteldi ve aklımdan geçen şeylere göre 4 yıldızlı bi otelin piramit manzarası olması oldukça lüks bi şey olarak kaçardı. o yüzden isminde bi şaka olduğunu düşünmüştüm. lakin durum hiç de öyle değildi. sabah uyandığımda penceremizi açtım, bir de ne göreyim! keops ve kefren piramitleri karşımda duruyorlar. bu acaip heycanlandırmıştı beni. kahvaltıyı ne kadar hızla yaptığımı hatırlayamıyorum bile. hemen bişiler atıştırıp da turun buluşma noktasına gittik.
turdaki herkes tamamlandıktan sonra, rehber eşliğinde otobüslerimize bindirildik ve giza piramitlerine doğru yola koyulduk. 10 dakika içerisinde alana varmıştık.
biletler alındıktan sonra alana girdik ve bizi ilk karşılayan piramit, mısır'ın en büyük piramidi olan keops idi. uzaktan ihtişamlı göründüğü kadar, yanına yaklaştıkça büyüklüğü ve baş döndürücülüğü artıyordu. uzaktan resimlerimizi çekildikten sonra, dibine gittik piramidin.
ben açıkcası böyle bi durumla karşılaşacağımı sanmıyordum. yani bu taşların bu kadar büyük olabileceği benim ağzımın açık kalmasına sebep oldu bi süre. inanılmaz büyükler ve o zamanki teknolojiyle nasıl olur da bunlar bu şekilde taşınıp üst üste konur diye insan aklını yiyor. en geçerli kanı şuymuş: her bi sıra dizildikten sonra, o seviyeye kadar piramit çöl kumuyla kapatılmış, dolayısıyla çok geniş alanda kum üzerinde büyük bi rampa kurularak sanki her sıra, ilk yapılan sıraymış gibi kolaylıkla yapılmış. taki en son taş konana kadar. ondan sonra da kum yığını tekrar taşınmış ve piramit kumun altından çıkarılmış.
kimi rivayetlere göre de vinç tarzı aletler kullanılmış, lakin bu aletlerin kalıntılarına falan hiç rastlanılmadığı için bu sav pek geçerli değilmiş.
burası keops piramidinin girişi. hergün sadece 100 kişi alınıyormuş bu kapıdan, biz gittiğimiz vakit 100 kişi çoktan doldurmuştu limiti.
keops'un hemen yanı başında mısır'ın en büyük ikinci piramidi, yani kefren'in piramidi yer alıyor. bunu diğerlerinden ayıran en büyük özellik, tepesinde duran kireç taşı kaplaması. bu yapıların yapıldığı ilk zamanlarda, çıplak değillermiş. üzerleri kireç taşıyla kapıymış. böylece kilometrelerce öteden bile, güneş altında ışıl ışıl parladığı görünüyormuş. lakin hepsinin kaplaması dökülmüş. sadece kefren'in en tepesinde az biraz duruyor. fakat o da kirlilikten dolayı grileşmiş ve parlaklığını yitirmiş.
bu ikisini yakından inceledikten sonra, otobüse geçiyoruz ve bi kilometre kadar uzaktaki ufak bi tepeye çıkıyoruz, böylece 3 piramidi de (soldan sağa: keops, kefren, ve mikelanos) bir kare içerisinde yakalama fırsatımız oldu. en sağda gördüğümüz yıkıntı ise, zamana yenik düşmüş ve günümüze anca kalıntıları ulaşmış ufak ölçekli bi piramit.
bu fotograf da çok hoşuma gidiyor, zira önde ben, arkamda kefren'in koruyucusu sfenks, ve onun da arkasında kefren piramidi. sağda keops'un bir kısmı gözüküyor, solda ileride ise mikelonus'un tepesi.
yahu söyleyin, şu sfenks bizim bülent ersoy'a benzemiyor mu? :D
giza piramitlerinden sonra istikamet kahire (ya da mısır) müzesi. mısırdaki en büyük müze ve içerisinde cidden paha biçilemez eşyalar sergilenmekte. neler mi, en başta tutankamon'un hazinesi, sonra mumyalar, altın takılar ve süs eşyaları, lahitler, heykeller, oymalar, kakmalar... eski mısırdan kalma binlerce eser. 3 saat ayırdığımız halde bitiremedik. vakit geç olduğu için çıkmak zorunda kaldık.
müzeden çıktığımızda karanlık çoktan çökmüştü. biz de akşam yemeğini yemek üzere, nil üzerinde kurulmuş bi restoranta geçiyoruz. mısırdaki yemekleri çok sevmedim açıkcası. pek lezzet yoktu yediğim şeylerde. ama yine de göz doldurucu şeyler vardı, tatlılar, etli yemekler, sebzeliler, balıklar ve çorbalar...
yemekten sonra da tekrar kahire havaalanına geçiyoruz, 1 saatlik yolculuk ile aswan'a uçmak için. aswan'a vardığımızda hemen gemi otelimize yerleştik. vakit bi hayli geç ve bizler bi o kadar yorgun olduğumuz için kafalarımızı koyar koymaz uyuduk odamızda :)
ben ve arkadaşım, yaklaşık bi ay süren kafamıza uygun bi tur şirketi arama süresinden sonra, sonunda pronto turda karar verdik. pronto'nun sunduğu "10 günlük tüm mısır: Kahire (3), Nil(3) Hurghada(3)" turu tam bizlikti. hemen ödemeyi yaptık ve pasaport işlemlerini de hallettikten sonra uçuş tarihini beklemeye koyulduk.
şirket elinde olmayan sebeplerden dolayı tur tarihine 4 gün kala, uçuş gününü 2 gün öne çekmesi bizim için büyük bi heyecan oldu. ilk başlarda çok kızmıştık ama sonradan uçak seferi iptali olduğunu öğrendik ve şirketin bunu telafi etmek için tarifeli bi uçakta 2 gün öncesine iki üç kat para ödeyip de yer ayırttığını öğrendiğimizde sinirimiz geçti.
böylece 28 ocak akşamında, yani doğumgünümün akşamında istanbul atatürk havalimanından, kahire'ye doğru yollara düştük.
istanbuldan kalkış sırasında adalar harika bi görüntü arzediyor.
iki saat kadar sonra da mısırda, iskenderiye sahil şeridini görüyoruz.
egypt air'i (mısır havayolları) kullanarak gerçekleştirdik yaptığımız 3 uçuşu da. uçakta türkiye, avrupa ve amerika uçaklarından farklı olarak göze çarpan ilk ayrıntı pilot kabininin kapısında asılı olan cam kutu içerisindeki kurandı. ikinci dikkat çekici olay ise, pilotun tüm anonsları besmele çekerek yapmasıydı. son ilginç şey ise, kalkışta ve inişte dua okunmasıydı. uçaktaki herkesin müslüman olmadığını düşünürsek, onlar için oldukça garip bi hava yarattı bu durum.kahirede otelimize vardığımızda gece 1 civarı falandı. yol yorgunluğundan ölen biz, odamız belli olduğu gibi gittik uyuduk.
otelimizin adı pyramids view'di (piramitler manzarası). başta bu isim bana abartı gelmişti. zira kaldığımız otel 4 yıldızlı bi oteldi ve aklımdan geçen şeylere göre 4 yıldızlı bi otelin piramit manzarası olması oldukça lüks bi şey olarak kaçardı. o yüzden isminde bi şaka olduğunu düşünmüştüm. lakin durum hiç de öyle değildi. sabah uyandığımda penceremizi açtım, bir de ne göreyim! keops ve kefren piramitleri karşımda duruyorlar. bu acaip heycanlandırmıştı beni. kahvaltıyı ne kadar hızla yaptığımı hatırlayamıyorum bile. hemen bişiler atıştırıp da turun buluşma noktasına gittik.turdaki herkes tamamlandıktan sonra, rehber eşliğinde otobüslerimize bindirildik ve giza piramitlerine doğru yola koyulduk. 10 dakika içerisinde alana varmıştık.
biletler alındıktan sonra alana girdik ve bizi ilk karşılayan piramit, mısır'ın en büyük piramidi olan keops idi. uzaktan ihtişamlı göründüğü kadar, yanına yaklaştıkça büyüklüğü ve baş döndürücülüğü artıyordu. uzaktan resimlerimizi çekildikten sonra, dibine gittik piramidin.
ben açıkcası böyle bi durumla karşılaşacağımı sanmıyordum. yani bu taşların bu kadar büyük olabileceği benim ağzımın açık kalmasına sebep oldu bi süre. inanılmaz büyükler ve o zamanki teknolojiyle nasıl olur da bunlar bu şekilde taşınıp üst üste konur diye insan aklını yiyor. en geçerli kanı şuymuş: her bi sıra dizildikten sonra, o seviyeye kadar piramit çöl kumuyla kapatılmış, dolayısıyla çok geniş alanda kum üzerinde büyük bi rampa kurularak sanki her sıra, ilk yapılan sıraymış gibi kolaylıkla yapılmış. taki en son taş konana kadar. ondan sonra da kum yığını tekrar taşınmış ve piramit kumun altından çıkarılmış.kimi rivayetlere göre de vinç tarzı aletler kullanılmış, lakin bu aletlerin kalıntılarına falan hiç rastlanılmadığı için bu sav pek geçerli değilmiş.
burası keops piramidinin girişi. hergün sadece 100 kişi alınıyormuş bu kapıdan, biz gittiğimiz vakit 100 kişi çoktan doldurmuştu limiti.
keops'un hemen yanı başında mısır'ın en büyük ikinci piramidi, yani kefren'in piramidi yer alıyor. bunu diğerlerinden ayıran en büyük özellik, tepesinde duran kireç taşı kaplaması. bu yapıların yapıldığı ilk zamanlarda, çıplak değillermiş. üzerleri kireç taşıyla kapıymış. böylece kilometrelerce öteden bile, güneş altında ışıl ışıl parladığı görünüyormuş. lakin hepsinin kaplaması dökülmüş. sadece kefren'in en tepesinde az biraz duruyor. fakat o da kirlilikten dolayı grileşmiş ve parlaklığını yitirmiş.
bu ikisini yakından inceledikten sonra, otobüse geçiyoruz ve bi kilometre kadar uzaktaki ufak bi tepeye çıkıyoruz, böylece 3 piramidi de (soldan sağa: keops, kefren, ve mikelanos) bir kare içerisinde yakalama fırsatımız oldu. en sağda gördüğümüz yıkıntı ise, zamana yenik düşmüş ve günümüze anca kalıntıları ulaşmış ufak ölçekli bi piramit.
bu fotograf da çok hoşuma gidiyor, zira önde ben, arkamda kefren'in koruyucusu sfenks, ve onun da arkasında kefren piramidi. sağda keops'un bir kısmı gözüküyor, solda ileride ise mikelonus'un tepesi.
yahu söyleyin, şu sfenks bizim bülent ersoy'a benzemiyor mu? :D
giza piramitlerinden sonra istikamet kahire (ya da mısır) müzesi. mısırdaki en büyük müze ve içerisinde cidden paha biçilemez eşyalar sergilenmekte. neler mi, en başta tutankamon'un hazinesi, sonra mumyalar, altın takılar ve süs eşyaları, lahitler, heykeller, oymalar, kakmalar... eski mısırdan kalma binlerce eser. 3 saat ayırdığımız halde bitiremedik. vakit geç olduğu için çıkmak zorunda kaldık.müzeden çıktığımızda karanlık çoktan çökmüştü. biz de akşam yemeğini yemek üzere, nil üzerinde kurulmuş bi restoranta geçiyoruz. mısırdaki yemekleri çok sevmedim açıkcası. pek lezzet yoktu yediğim şeylerde. ama yine de göz doldurucu şeyler vardı, tatlılar, etli yemekler, sebzeliler, balıklar ve çorbalar...
yemekten sonra da tekrar kahire havaalanına geçiyoruz, 1 saatlik yolculuk ile aswan'a uçmak için. aswan'a vardığımızda hemen gemi otelimize yerleştik. vakit bi hayli geç ve bizler bi o kadar yorgun olduğumuz için kafalarımızı koyar koymaz uyuduk odamızda :)
Etiketler:
egypt air,
giza,
gize,
kahire,
kefren,
keops,
mikelanos,
mısır,
piramitler,
pronto tur,
pyramids view,
sfenks

Allah allaahhh başlamış mısır seferi :)) oh bee şükürrrr...
bak bence bülent ersoy duymasın görmesin onu bitersin valla diyim sana :) seni onun gibi heykel yapıp diker :D
büşra
ne güzel,ne mutlu sana emrecim...
:)
Ohhh ohhh bende bir heyecan okumaya başladım:)
takipçilerimin olmadı güzel tabi. 2 parçası daha kaldı mısır yazısının. sonra bitiyor güzelim mısır gezi hikayesi :)
kesinlikle katılıyorum bülent ersoy yorumuna benimde gördüümde tepkim o oldu:)
@uğur: tüm türkiye inanıyor artık :D