mısır'ı geziyoruz, vol.4
4/09/2009 08:18:00 PM
seyehatimizin 6. gününde gözlerimizi hurghada'da açtık. sabah kahvaltısını otelimizin restorantında açık büfede yaptıktan sonra mayolarımızı ve havlularımızı sahil çantasına doldurdup da bizleri limandaki tekneye götürecek olan otobüse doluştuk.
hurghada, mısırın kızıldeniz sahilinde bulunan bi tatil kasabası. idare eder bi yer. özellikle kumsalları ve denizi harika.
teknemize atladık ve giftun adasına doğru yola çıktık. bi adanın açıklarında sığ olan bi yerde mola verdi tekne ve isteyenler mercanları izlemek için şinorkellerle denize girdi.

mercanlar cidden çok güzel. benim yüzmem çok ii olmadığı için denizin ortasındaki mercanları izleyemedim ama kıyıda tekrar denize girme şansımız oldu ve orada güzel mercan yataklarını bu sefer kaçırmadım ve uzun bi süre şinorkel ile izleme fırsatını yakaladım.

deniz inanılmaz temiz, çıplak gözle bile dibini görmekte zorlanmıyor insan. bi de sıcacık ki sormayın. ocak ayının sonunda türkiye karlar altındayken denize girmenin keyfi bambaşka :)

artık günün sonuna doğru geliyoruz. tabi bi de kış aylarında olduğumuz için günler de kısa, akşamın 5i gibi hava kararmaya başlıyor, o yüzden denizin tadına tam olarak doyamasak da içimizde kalmayacak kadar keyfini çıkarıp dönüş yolunu tutuyoruz. otele vardığımızda akşam yemeği bizi bekliyor, arından da hurghada'nın şehir merkezinde biraz yürüyüşe çıktım. fakat pek bi şey yok şehirde. bi papirüs dükkanından güzel işlenmiş bi papirüs kağıdı alıyor arkadaşım, sonrasında da otelimize dönüyoruz dinlenmek için.

otelinin lobisindeki bi turizim acentesinin standındaki afiş dikkatimizden kaçmadı önünden geçerken. hurghada'da denizaltı keyfini yaşayın yazıyordu kocaman. amanın! kaçırmamamız lazım tabi bu keyfi :D hemen gittik konuştuk neymiş ne değilmiş diye. sonra da ertesi günün sabahı için anlaştık. bi minibüs bizi alıp da götürecek denizaltılarının bulunduğu yere.

meğer önce tekneyle denizin açıklarına bi yerine gitmemiz lazımmış, denizaltıları yanaşamıyormuş sahile. o yüzden atladık tekneye ve yirmi dakika kadar gittik açıklara doğru. sonra da orada sırayla bu deliklerden girik içine denizaltının.

içerisi çok değişik gerçekten. çok heyecan verici bi deneyim oldu benim için. kaptan kabini karmaşık panellerle dolu ve oraya sadece kaptan ve yardımcısı girebiliyor.

her iki yolcu için bi pencere ayrılmış ve buradan dışarıyı seğrediyoruz. artık yavaş yavaş harekete geçti denizaltı ve batmaya başladık suyun altında. söylediklerine göre 25 metre derinliğe inecekmişiz.

balıklar görünmeye başladı bile tek tük.

biraz daha ilerledikten sonra denizaltının dışarısında bi dalgıç belirdi. şaşırdık epey :) adamın yaptığı şey elindeki yemlerle balıkları turistlerin pencerelerine çekmek. bizim önümüzden de geçerken dalgıç, bi sürü balık yığıldı bizim tarafa.

arkada da mercan yatakları görünüyor ve turistlere ilginç gelsin diye de batık gemiler koymuşlar kayalıklar arasına. araç ilerlerken biz de dışarıda olup bitenleri ve manzarayı seğrediyoruz. mercanlar, çeşit çeşit balıklar, deniz kestaneleri, taraklar, kabuklular...
denizaltı keyfimiz çok da uzun sürmedi tabi, 40-45 dakika sonra su yüzeyine çıkmıştık tekrar. otele döndüğümüz gibi bizim türk grubuna katılıyoruz ve safari için kiralanmış olan jiplere biniyoruz. istikamet çöl.
çölde bi kaç dakika gittikten sonra jipler bi yerde durdu ve rehber bize fotografta gözüken dağın dibindeki gölcüğü gösterdi. bilin bakalım işin aslı neymiş? meğer oradaki göl değil de serabın ta kendisiymiş. güneşin yansımasından dolayı gözler de yanılıyor ve sanki orada bi su birikintisi varmış gibi görüyoruz, hatta o kadar gerçekçi ki kayalıkların yansıması bile gözüküyor içerisinde.

çöl cidden çok güzel. bi yandan sıcak bi yandan kızgın kumlar... pek keyifli. tabi insan hergün bu tozun içinde olmak istemez ama hayatında bi kere olunca, her saniye değerli geliyor, her bi kum taneciği önem taşıyor.

çölün içlerine doğru jiplerle bayağı bi yol aldıktan sonra, bi bedevi köyünde mola veriyoruz. tabi çok da doğal bi yer değil burası. sırf turistlere göstermek için inşa edilmiş, fakat yine de köyün içerisinde yaşayanlar gerçek bedeviler. çevreyi gezerken kenarda bağlı olan develeri görünce gittik beslemeye ve elimizde olan şeylerden verdik birer birer :)
sonra da diğer tarafta, bedevilerin başlarında bekledikleri develere bindik ve kısa bi gezinti yaptık.

köydeki en ilginç şeylerden birisi de şüphesiz ki yılan müzesiydi. çeşit çeşit yılanların bulunduğu bu odada en etkileyici olanı tabiki kobra yılanıydı.

öğle yemeği vakti geldi de geçti bile. herkes açız diye sızlanmaya başladı. hele bu bedevi teyzelerin yaptığı taze ekmek kokusu etrafta hissedilince gidip aşırdık biraz ekmeklerinden. çok özel bi şey yapmamış olsalar da yine de o açlıkta gayet güzel geliyordu insana yaptıkları yufka ekmeğin tadı.

daha sonra da büyük bi çadırın gölgesindeki minderlere oturup da yemeğimizi yedik. oldukça yorucu bi gün olmuştuk. akşam üzeri gelmeden herkes yorulmuş ve geri dönelim diye inler olmuştu. aslında safari dönüşünü güneş battıktan sonra yapacaktık ki çölde gün batımını izleyebilelim ama o kadar yorgun olunca yalan oldu tabi.
bu gece iyi uyumamız lazım çünkü sabah gün ışımadan uyandırılıp da kahireye doğru yola çıkacağız otobüsle. o yüzden zaten yorgun olan bizler odalarımıza çekildik erkenden.
hurghada, mısırın kızıldeniz sahilinde bulunan bi tatil kasabası. idare eder bi yer. özellikle kumsalları ve denizi harika.
teknemize atladık ve giftun adasına doğru yola çıktık. bi adanın açıklarında sığ olan bi yerde mola verdi tekne ve isteyenler mercanları izlemek için şinorkellerle denize girdi.

mercanlar cidden çok güzel. benim yüzmem çok ii olmadığı için denizin ortasındaki mercanları izleyemedim ama kıyıda tekrar denize girme şansımız oldu ve orada güzel mercan yataklarını bu sefer kaçırmadım ve uzun bi süre şinorkel ile izleme fırsatını yakaladım.

deniz inanılmaz temiz, çıplak gözle bile dibini görmekte zorlanmıyor insan. bi de sıcacık ki sormayın. ocak ayının sonunda türkiye karlar altındayken denize girmenin keyfi bambaşka :)

artık günün sonuna doğru geliyoruz. tabi bi de kış aylarında olduğumuz için günler de kısa, akşamın 5i gibi hava kararmaya başlıyor, o yüzden denizin tadına tam olarak doyamasak da içimizde kalmayacak kadar keyfini çıkarıp dönüş yolunu tutuyoruz. otele vardığımızda akşam yemeği bizi bekliyor, arından da hurghada'nın şehir merkezinde biraz yürüyüşe çıktım. fakat pek bi şey yok şehirde. bi papirüs dükkanından güzel işlenmiş bi papirüs kağıdı alıyor arkadaşım, sonrasında da otelimize dönüyoruz dinlenmek için.

otelinin lobisindeki bi turizim acentesinin standındaki afiş dikkatimizden kaçmadı önünden geçerken. hurghada'da denizaltı keyfini yaşayın yazıyordu kocaman. amanın! kaçırmamamız lazım tabi bu keyfi :D hemen gittik konuştuk neymiş ne değilmiş diye. sonra da ertesi günün sabahı için anlaştık. bi minibüs bizi alıp da götürecek denizaltılarının bulunduğu yere.

meğer önce tekneyle denizin açıklarına bi yerine gitmemiz lazımmış, denizaltıları yanaşamıyormuş sahile. o yüzden atladık tekneye ve yirmi dakika kadar gittik açıklara doğru. sonra da orada sırayla bu deliklerden girik içine denizaltının.

içerisi çok değişik gerçekten. çok heyecan verici bi deneyim oldu benim için. kaptan kabini karmaşık panellerle dolu ve oraya sadece kaptan ve yardımcısı girebiliyor.

her iki yolcu için bi pencere ayrılmış ve buradan dışarıyı seğrediyoruz. artık yavaş yavaş harekete geçti denizaltı ve batmaya başladık suyun altında. söylediklerine göre 25 metre derinliğe inecekmişiz.

balıklar görünmeye başladı bile tek tük.

biraz daha ilerledikten sonra denizaltının dışarısında bi dalgıç belirdi. şaşırdık epey :) adamın yaptığı şey elindeki yemlerle balıkları turistlerin pencerelerine çekmek. bizim önümüzden de geçerken dalgıç, bi sürü balık yığıldı bizim tarafa.

arkada da mercan yatakları görünüyor ve turistlere ilginç gelsin diye de batık gemiler koymuşlar kayalıklar arasına. araç ilerlerken biz de dışarıda olup bitenleri ve manzarayı seğrediyoruz. mercanlar, çeşit çeşit balıklar, deniz kestaneleri, taraklar, kabuklular...

denizaltı keyfimiz çok da uzun sürmedi tabi, 40-45 dakika sonra su yüzeyine çıkmıştık tekrar. otele döndüğümüz gibi bizim türk grubuna katılıyoruz ve safari için kiralanmış olan jiplere biniyoruz. istikamet çöl.
çölde bi kaç dakika gittikten sonra jipler bi yerde durdu ve rehber bize fotografta gözüken dağın dibindeki gölcüğü gösterdi. bilin bakalım işin aslı neymiş? meğer oradaki göl değil de serabın ta kendisiymiş. güneşin yansımasından dolayı gözler de yanılıyor ve sanki orada bi su birikintisi varmış gibi görüyoruz, hatta o kadar gerçekçi ki kayalıkların yansıması bile gözüküyor içerisinde.

çöl cidden çok güzel. bi yandan sıcak bi yandan kızgın kumlar... pek keyifli. tabi insan hergün bu tozun içinde olmak istemez ama hayatında bi kere olunca, her saniye değerli geliyor, her bi kum taneciği önem taşıyor.

çölün içlerine doğru jiplerle bayağı bi yol aldıktan sonra, bi bedevi köyünde mola veriyoruz. tabi çok da doğal bi yer değil burası. sırf turistlere göstermek için inşa edilmiş, fakat yine de köyün içerisinde yaşayanlar gerçek bedeviler. çevreyi gezerken kenarda bağlı olan develeri görünce gittik beslemeye ve elimizde olan şeylerden verdik birer birer :)

sonra da diğer tarafta, bedevilerin başlarında bekledikleri develere bindik ve kısa bi gezinti yaptık.

köydeki en ilginç şeylerden birisi de şüphesiz ki yılan müzesiydi. çeşit çeşit yılanların bulunduğu bu odada en etkileyici olanı tabiki kobra yılanıydı.

öğle yemeği vakti geldi de geçti bile. herkes açız diye sızlanmaya başladı. hele bu bedevi teyzelerin yaptığı taze ekmek kokusu etrafta hissedilince gidip aşırdık biraz ekmeklerinden. çok özel bi şey yapmamış olsalar da yine de o açlıkta gayet güzel geliyordu insana yaptıkları yufka ekmeğin tadı.

daha sonra da büyük bi çadırın gölgesindeki minderlere oturup da yemeğimizi yedik. oldukça yorucu bi gün olmuştuk. akşam üzeri gelmeden herkes yorulmuş ve geri dönelim diye inler olmuştu. aslında safari dönüşünü güneş battıktan sonra yapacaktık ki çölde gün batımını izleyebilelim ama o kadar yorgun olunca yalan oldu tabi.
bu gece iyi uyumamız lazım çünkü sabah gün ışımadan uyandırılıp da kahireye doğru yola çıkacağız otobüsle. o yüzden zaten yorgun olan bizler odalarımıza çekildik erkenden.

ooh oohhhh ne alaa pek alaa :))
süper vallahi ya herşeyiyle..
yılan hariç :D
büşra
@büşra: evet yılan müzesi gerçekten korkunçtu :D
ya süper bişy bu. çook özendim sana..
@nezen: bambaşka bi tecrübe :)