gökova pedallarımın altında 3, Vol.1
11/17/2009 08:12:00 PM
23 ekim cuma günü labratuarda son kalan işlerimi de aceleyle yapıp öğlenden hemen sonra bisikletimi hazırlayıp tuzla tren istasyonuna doğru yola koyuldum. trenle izmite geldikten sonra da niyetim eve kadar bisiklet üzerinde gitmekti ama ertesi günü muğlada uzun mesafeleri zaten bisikletle gidecek olacağım için kendimi pek yormak istemedim ve babamı aradım arabayla beni merkezden gelip alsın diye (:

heyecanlı bekleyişten sonra aynı günün akşamı otobüse bindim. şansıma, sağolsun muavin kıl çıkmadığı için herhangi bi tartışmaya girmeden bisikletimi bagajda bi köşeye sıkıştırdım. 10 saat kadar süren uykusuz bi yolculuktan sonra muğlada akyakada indim otobüsten. bu arada, yetkililere sesleniyorum, istanbul-ankara otobanının aynısından bi zahmet ege taraflarına da istiyorum, zira o berbat yollarda uzun yolculuk yapmak cidden işgence.
24 ekim günü, akyakada deniz molaları ve tanışma fasılları ile vakit geçirdikten sonra, akşam organizasyonun toplantısına katılıp gerekli bilgileri edindik ve kamp alanındaki çadırlarımızda uyumak için ayrıldık.

akyaka çok güzel bi yermiş cidden. gerek deniziyle, gerek evleriyle, gerekse de azmak nehriyle müthiş bi doğa harikası. ilerleyen yıllarda, tekrar uğramak istiyorum bu tatlı yöreye.
25 ekim sabah, azmak üzerinde güzel bi noktada kurulmuş bi mekanda köy kahvaltımızı yapıyoruz. 150 kişi yola çıkmak için artık hazır.

sahile yakın yerden geçen yolu takip ederek, doğanın bize sunduğu güzellikleri arasında Örene doğu yola koyulduk. yaklaşık 20km kadar sonra bizi zorlayacak olan bi rampa vardı. ondan önce bi deniz molası alalım dedik ve sahilde bi iskelede egenin o sıcacık sularına kendimizi salıverdik. pedal çevirmekten terledikten sonra bu kısa deniz molası, bizim için büyük bi ödül gibi oldu.

hatıra fotograflarımızı çektirir çektirmez, kurumayı dahi beklemeden tekrar bisiklet üzerindeyiz.

rampayı yavaş yavaş çıkıyoruz. manzarayı, güzellikleri, denizin ve ağaçların kokularını sindire sindire...

arada fotograf molaları da veriyoruz tabi (:

günün sonunda Ören'de deniz kenarında kamp kuruyoruz. Ören belediye başkanı bizi karşılıyor, akşam yemeğimizi belediye hazırlamış, afiyetle yiyoruz ve gruplar dağılıyor. biz bi grup arkadaş bi cafede muhabbete dalıyoruz yorgun düşene kadar.
26 ekimde turun en sert rampası var, Mazı yokuşu. Mazı köyüne çıkan bu yokuş oldukça uzun ve dik. bi de üstüne yağmur eklenince mükemmel bi atmosfer yakaladık.

Mazı rampası bittiğinde biz de bitmiştik gerçekten. aslında ben bu yokuşu çıkamayacağımı düşünüyordum ama pek de zorlandığımı söyleyemiyeceğim. muhtemelen, önceki günün verdiği kondisyonla rahatlıkla çıktım. bir de tabi ki grup psikolojisi ve onun desteği. tek başıma olsam yine çıkamam herhalde (:
bizi bitiren şey ise yağmur ve soğuk oldu. ayakkabı içine kadar vucudumda kuru yer kalmadı. hatta her adım attığımda ayağımdan su çıkıyordu diyebilirim. bi de onun üstünde inişte çamur yedik. pek güzel oldu (: çocuklar gibi eğlendim, ama o soğuk da bayağı içime işledi.

ya Mumcularda ya da Çökertmede, tam yeri hatırlamıyorum şimdi, öğle yemeği molası verdik. yemekler yine belediyeden (: her gittiğimiz yerde bizi karşıladılar sağolsunlar. yemek yerken güneş de açınca dışarıda kaldırımlara yayıldık ve kurumak için epey vakit geçirdik orada.
ayakkabılarım yine de kurumadı o güneşte, ben de çareyi kuru bi çift çorap alıp üzerlerine çöp poşedi geçirip ayakkabıları öyle giymekte buldum (: bayağı da işe yaradı. ehh, mahrumiyet bölgesinde sayılırız.
bodruma doğru orman içinden pedallıyoruz. hava ne sıcak ne soğuk. arada yağmur atıştırıyor ama ıslatacak kadar değil.
bodruma giriyoruz. şehir içinde kısa bi tur yaptıktan sonra kamp alanlarına gittik. ama bugün oldukça çamur ve yağmur yediğim için, pansiyonda kalmayı tercih ettim. zaten tatil sezonu da olmadığı için odalar çok ucuzdu. o yüzden rahatımızı düşünelim biraz da diyip, bi kaç kişi pansiyona geçtik.

sıcak duş sonrası akşam yemeği ve ardından güzel bi cafe-barda müzik dinletisi... organizatörlerden biri, bisiklet aşığı bi müzisyeni beraberinde getirmiş. onun yaptığı müzikle keyifli bi akşam geçirdik.
27 ekim günü, sabah kahvaltısını dahi yapmadan hemen bodrum marinaya gidip de bizim için ayarlanmış arabalı vapura yüklüyoruz bisikletlerimizi. istikamet datça.
heyecanlı bekleyişten sonra aynı günün akşamı otobüse bindim. şansıma, sağolsun muavin kıl çıkmadığı için herhangi bi tartışmaya girmeden bisikletimi bagajda bi köşeye sıkıştırdım. 10 saat kadar süren uykusuz bi yolculuktan sonra muğlada akyakada indim otobüsten. bu arada, yetkililere sesleniyorum, istanbul-ankara otobanının aynısından bi zahmet ege taraflarına da istiyorum, zira o berbat yollarda uzun yolculuk yapmak cidden işgence.
24 ekim günü, akyakada deniz molaları ve tanışma fasılları ile vakit geçirdikten sonra, akşam organizasyonun toplantısına katılıp gerekli bilgileri edindik ve kamp alanındaki çadırlarımızda uyumak için ayrıldık.
akyaka çok güzel bi yermiş cidden. gerek deniziyle, gerek evleriyle, gerekse de azmak nehriyle müthiş bi doğa harikası. ilerleyen yıllarda, tekrar uğramak istiyorum bu tatlı yöreye.
25 ekim sabah, azmak üzerinde güzel bi noktada kurulmuş bi mekanda köy kahvaltımızı yapıyoruz. 150 kişi yola çıkmak için artık hazır.

sahile yakın yerden geçen yolu takip ederek, doğanın bize sunduğu güzellikleri arasında Örene doğu yola koyulduk. yaklaşık 20km kadar sonra bizi zorlayacak olan bi rampa vardı. ondan önce bi deniz molası alalım dedik ve sahilde bi iskelede egenin o sıcacık sularına kendimizi salıverdik. pedal çevirmekten terledikten sonra bu kısa deniz molası, bizim için büyük bi ödül gibi oldu.

hatıra fotograflarımızı çektirir çektirmez, kurumayı dahi beklemeden tekrar bisiklet üzerindeyiz.
rampayı yavaş yavaş çıkıyoruz. manzarayı, güzellikleri, denizin ve ağaçların kokularını sindire sindire...
arada fotograf molaları da veriyoruz tabi (:
günün sonunda Ören'de deniz kenarında kamp kuruyoruz. Ören belediye başkanı bizi karşılıyor, akşam yemeğimizi belediye hazırlamış, afiyetle yiyoruz ve gruplar dağılıyor. biz bi grup arkadaş bi cafede muhabbete dalıyoruz yorgun düşene kadar.
26 ekimde turun en sert rampası var, Mazı yokuşu. Mazı köyüne çıkan bu yokuş oldukça uzun ve dik. bi de üstüne yağmur eklenince mükemmel bi atmosfer yakaladık.
Mazı rampası bittiğinde biz de bitmiştik gerçekten. aslında ben bu yokuşu çıkamayacağımı düşünüyordum ama pek de zorlandığımı söyleyemiyeceğim. muhtemelen, önceki günün verdiği kondisyonla rahatlıkla çıktım. bir de tabi ki grup psikolojisi ve onun desteği. tek başıma olsam yine çıkamam herhalde (:
bizi bitiren şey ise yağmur ve soğuk oldu. ayakkabı içine kadar vucudumda kuru yer kalmadı. hatta her adım attığımda ayağımdan su çıkıyordu diyebilirim. bi de onun üstünde inişte çamur yedik. pek güzel oldu (: çocuklar gibi eğlendim, ama o soğuk da bayağı içime işledi.
ya Mumcularda ya da Çökertmede, tam yeri hatırlamıyorum şimdi, öğle yemeği molası verdik. yemekler yine belediyeden (: her gittiğimiz yerde bizi karşıladılar sağolsunlar. yemek yerken güneş de açınca dışarıda kaldırımlara yayıldık ve kurumak için epey vakit geçirdik orada.
ayakkabılarım yine de kurumadı o güneşte, ben de çareyi kuru bi çift çorap alıp üzerlerine çöp poşedi geçirip ayakkabıları öyle giymekte buldum (: bayağı da işe yaradı. ehh, mahrumiyet bölgesinde sayılırız.
bodruma doğru orman içinden pedallıyoruz. hava ne sıcak ne soğuk. arada yağmur atıştırıyor ama ıslatacak kadar değil.
bodruma giriyoruz. şehir içinde kısa bi tur yaptıktan sonra kamp alanlarına gittik. ama bugün oldukça çamur ve yağmur yediğim için, pansiyonda kalmayı tercih ettim. zaten tatil sezonu da olmadığı için odalar çok ucuzdu. o yüzden rahatımızı düşünelim biraz da diyip, bi kaç kişi pansiyona geçtik.
sıcak duş sonrası akşam yemeği ve ardından güzel bi cafe-barda müzik dinletisi... organizatörlerden biri, bisiklet aşığı bi müzisyeni beraberinde getirmiş. onun yaptığı müzikle keyifli bi akşam geçirdik.
27 ekim günü, sabah kahvaltısını dahi yapmadan hemen bodrum marinaya gidip de bizim için ayarlanmış arabalı vapura yüklüyoruz bisikletlerimizi. istikamet datça.

150 kişi de az değilmiş. hatta çokmuş. kalabalık olunca tatsızlık da olmaz mı? olmadı mı? =) bu keyifli olayda takıldığım konu da bu oldu ola ola =))
takılman mantıklı aslında, bi çok kişi de takılmıştı daha önce. ama sorun olmuyor. olsa da büyütülecek şeyler olmuyor. zaten insanların çoğu birbirlerini başka organizasyonlardan tanıyor ve muhabbet çok koyu, o yüzden anlaşılıyor bi şekilde.
çok eğlenceli geçiyor hatta daha kalabalık olunca, tabi herkesin uyumlu ve performansı yüksek kişiler olması lazım. zaten bu organizasyona katılabilmek için referansa ihtiyaçları var insanların :D öyle ciddi bişi yani.