mısır'ı geziyoruz, vol.2

mısır gezimizin ikinci gününde gözlerimizi nil üzerinde bulunan yüzen otelimizde açtık. kahire'den aswan'a gece 12 gibi uçtuktan sonra, direk otel gemiye yerleşmiştik. aswan, mısır'ın bayağı bi güneyinde bulunan bi şehir. gemi yolculuğumuza buradan başladıktan sonra 3 gün boyunca kuzeye doğru nil üzerinde keyifli bi yolculuk geçireceğiz.

sabah erkenden kaldırıldıktan sonra, güzel bi kahvaltı yaptık ve gemiyi çok incelemeye fırsat bulamadan hemen dışarıya çıktık rehberin çağırmasıyla.

ilk hedefimiz aswan taş ocağındaki bitmemiş dikilitaşı ziyaret etmek. 3000-3500 yıl kadar önce bu ocaktan tapınaklar için gerekli taşlar çıkartılıyormuş, ayrıca büyük bi dikilitaşın da çalışması başlamış burada. lakin bi süre sonra, taş alttan da oyulmaya çalışırken ortadan çatlamış. bütünlüğü bozulduğu için de o zamanki mühendisler başka hiç ellemeden bırakıvermişler oraya bu koca taşı. eğer bitseymiş mısırın en yüksek dikilitaşı olacakmış. bu dikilitaşların da taş ocaklarından çıkarılıp yüzlerce kilometre uzaklıktaki gidecekleri yerlere nasıl oldu da insan gücüyle taşındılar, henüz bi teori bile yok ortada.

bu taş ocağında bi süre takıldıktan sonra, sıradaki durağımız aswan barajına geçiyoruz. dünyanın en büyük ikinci barajıymış burası. yapıldıktan sonra 500km uzunluğunda bi göl olurşturmuş nilin sularıyla, ve eni de 4km kadar.

tur paketinde normalde philae tapınağı yoktu. ama ekstra bi ücret karşılığında oraya da götürdü rehber.

burası, nilin oluşturduğu bi gölün ortasında bulunan adacıkta inşaa edilmiş vakti zamanında. yalnız aswan barajı yapıldıktan sonra sular altında kalma riski olduğu için bu koskoca yapı UNESCO ödenekleriyle yüzbinlerce küçük parçalara ayrılmış ve daha yüksekte bulunan bi adaya taşınmış.

din akınları başladıktan sonra tabi burada da etkisini göstermiş. önce hristiyanlık gelmiş ve bi çok kolonda haç işaretleri çizmişler. ayrıca, iki aşağıdaki resimde de görüldüğü üzere mısır tanrılarının kabartmalarındaki suratlarını kazımışlar ki insanlar bunlara tapmasınlar diye. daha sonradan da islamiyet hakim olunca bölgede tamamen kendi kaderlerine bırakılmış bu güzelim tapınaklar ve son 100-150 yıldan beri avrupalı ve amerikalı maceracıların gösterdikleri meraklarıyla anca ilgi çekmeye başlamışlar yine.

işte burada oyulmuş suratları görebiliyoruz.

akşama doğru olan günün son turunu da bi nubye köyüne yaptık. aslında mısırın yerlileri nubyeliler. araplar bölgeyi işgal ettikten sonra nubyeliler de araplaşmış genelde ama yine de daha kapalı köylerde bazı özelliklerini korumayı başarmışlar. buraya, nil üzerinde 45 dakika vapurla yol alıp, ardından yarım saat kadar da kıyılarda deve üzerinde yaptığımız yolculuktan sonra vardık.

köydeki evlerde genelde timsah besleniyor. böylece ev sakinleri turistleri çekebiliyor ve gösteriden kendi çaplarında para kazanıyorlar. canlı timsahları kucağınıza alıp da sevmek serbest. ben anca küçük olanı alabildim ellerime, bi de bunun 3-4 katı büyüklüğünde bi şey vardı, lakin onu grupta sadece bi kaç kişi kucağına almaya cesaret edebildi :)

geceyi limanda çapalamış gemide geçirdikten sonra ertesi günü gemi harekete geçti. nil üzerinde, kimi zaman muz ağaçları ve palmiye bahçeleri, kimi zaman sapsarı çöl kıyıları, kimi zaman da fakir mısır kıyı köylerinin arasından geçerek ilerliyoruz.

bu keyifli yolculuk öğlene kadar sürecek. kahvaltıdan sonra epey vaktimiz olduğu için mayolarımızı giyip de geminin terasına, havuzun başına geçtik. hava biraz serin olsa da güneşin tadını çıkarmak oldukça keyifliydi. kısa bi süre de olsa havuzunda da yüzdük, fakat daha sonrasında rüzgar şiddetlenince odamıza çekildik.

öğlen vakti geldi ve gemi tam vaktinde komombo sahiline vardı. burası, içinde barındırdığı komombo tapınağından adını alıyor.

burası da harika bi tapınaktı. özenle işlenmiş duvarlar, dikkatlice dikilmiş sutunlar pek heybetli duruyor.

tapınağın bahçesinde ayrıca bi nilometre bulunuyor. firavunlar devrinde, bu kuyuyla nilin yıllık taşkınları hesaplanıp, tarım vergileri de ona göre ayarlanıyormuş. taşkın fazla olursa, verim fazla olacak, dolayısıyla vergi de fazla olacak. ama verim düşük olursa, vergi de düşürülecek ki halk sefalet çekmesin. ne güzel bi sistem!

tapınaklarda gezinmenin insana verdiği bambaşka bi hava var. o yüksek kolonların ve süslü duvarların arasından geçerken insan, binlerce yıl önce firavunların da ayaklarının bastığı taşlara bastığını düşünerek keyifleniyor.

bu tapınağı da bitirdikten sonra tekrar gemimize dönüyoruz ve gemi hemen harekete geçiyor. oda temizliği yapanlar odada güzel bi süpriz bırakmışlar bizim için. artık tavuk mu yapmak istediler yoksa hindi mi bilemiyeceğim ama oldukça komik olduğu kesin :)
akşama doğru edfu tapınağına varıyoruz. limandan hemen faytonlara geçtik ve şehir içinde dükkanların arasından geçerek 20-25 dakikalık bi gezintiden sonra tapınağa vardık.

buradaki yüksek duvarlar ve yüksek olmasına rağmen en ucuna kadar ince kabartmalarla işlenmiş olmaları insanı büyülüyor. bu işler için ne kadar çok insan yetiştirilmiş ve ne kadar çok değerlilermiş demek ki firavunlar bu insanlara çok önem verip de onlara yüksek maaşlar bağlamışlar ve ayrıcalıklı sınıf olmuşlar hep.

bu da tapınağın dış cephesi. sarı ışıkla da mükemmel olmuş.

içeri girdikten sonra geniş bi avlu bizleri karşılıyor. 10larca sütundan oluşmuş muhteşem bi avlu ve harika bi tapınak.

edfu'yu da gezdikten sonra tekrar gemiye geçiyoruz ve luxor için harekete geçiyor gemi ama anca sabah orada olacak. yani uzun bi yolculuk bizleri bekliyor...