gökova pedallarımın altında 3, vol.2

bodrumdan datçaya gitmek için bindiğimiz arabalı vapur seyehatı oldukça eğlenceli geçti. yaklaşık 2 saatte geçtik karşıya.

güneşin keyfini çıkarmak için yayıldım ben de vapurun en üst yerinde bi iki sandalyeye. ama üstümdeki termal kıyafetleri eksik etmiyorum, zira güneş her ne kadar ısıtsa da denizin ortasında rüzgar azımsanmayacak kadar şiddetli esiyor.

datçada vapurdan indikten sonra hemen yola koyuluyoruz ve soluğu eski datçada alıyoruz. burası benim çok hoşuma gitti. çevreyi çok ii korumuşlar ve oldukça ii bi şekilde de restore etmişler. sokak araları olsun, evlerin bahçeleri olsun mükemmel bi hava var. muğlalı bi arkadaşımın tavsiyesi üzerine, teyzenin birinden yarım kilo kırmantin aldım. teyze hemen bahçesinden taze taze toplayıp tartıp verdi çok ucuz bi fiyata. ağaçtan ilk toplanan mandalinayamış kırmantin. kokusu ve tadı müthiş.

eski datçadan ayrıldıktan sonra datça merkeze geçip orada bi öğretmen evinde öğlen yemeğimizi yedik sonra da şehirde turlayıp aktur kamp alanına doğru yola koyulduk.

bu çamlık kamp alanına akşam üstü vardığımız halde ve biraz da yağmur atıştırıyorsa da denizin güzelliğine daha fazla dayanamayıp attık kendimizi kumsala. iyi de etmişiz, zira su sıcacıktı ve deniz çok sakindi. tabi deniz keyfinden sonra kamp alanındaki duşlarda sıcak su bulamayıp da soğuk suyla duş almak zorunda kalınca biraz zorlandım ama keyfim yine de yerindeydi.

ertesi günü hava oldukça bulutluydu, arada yağmur da atıştırdı ama ıslatacak kadar değil. akturdan yola çıktıktan sonra marmarise çevirdik yönümüzü. arada aşılmayı bekleyen dağlar var. burada en yüksek noktaya çıktığımızda fotograf molası verdik. solumuzda gökova körfezi var, diğer 3 yönde de göz alabildiğince dağlar sıralanmış. fevkalade bi manzara gözlerimizin önünde, ayaklarımızın altında.

marmaris şehir merkezi yavaştan görünmeye başladı.

şehrin marinasına geldiğimizde valiyle birlikte hatıra fotografı çekildik ve bi kaç tv kanalı görüntü aldı. akşamı geçirmek için otele yerleştik. yemekten sonrada marinada güzel bi cafede bira kalamar keyfi çatmaktan da geri kalmadık. ama soğuk kokteyllerin acısı hemen o gece daha çıktı ve yaklaşık bi hafta boyunca şişmiş bi boğaz ile gezmek zorunda kaldım. 5 gün yağmur, çamur, rüzgar, soğuk, sıcak hiç bi şey yapmazken bünyeme, bi bardak soğuk kokteyle yenik düştü boğazım.

turun son günü. grubun yarısı dün gece marmariste otobüslere binerek turdan ayrıldı. kalanlarsa tekrar muğla akyakaya pedallıyacak turu sonlandırmak için.

doğanın bize oradaki son günümüz hatrına armağanı olsa gerek, hava çok güzeldi. akyakaya vardığımızda herkesin içinde hüzünle karışık bi mutluluk var. herkes mutlu çünkü şahane bi tur gerçekleştirdik, 6 gün 5 gece bisiklet sürmenin ve yeni arkadaşlarla birlikte eski arkadaşlıkları da pekiştirmenin keyfiyle unutulmaz anılar yaşadık. ama hafiften de bi hüzün var ki, o da ayrılık vaktinin gelmesinden dolayı.

ben ve tur sırasında tanıştığım muğlalı arkadaşım, onun arabasıyla akyakanın arkasındaki yüksek dağın zirvesine çıkıp da gün batımına şahit oluyoruz, gökova ayaklarımızın altındayken. manzara tur boyunca karşılaştığımız diğer manzaralara taş çıkartır nitelikte.

kulislerde dönen söylentilere göre, haziran ayında da "kapadokya ayaklarımın altında" turu düzenlenecek. heyecanla bekliyorum onu da.

gökovanın artık müptelası olacağım, bunun yanında yılın farklı zamanlarında memleketimin diğer yöreleri de olsa tadından yenmez herhalde (:

gökova pedallarımın altında 3, Vol.1

23 ekim cuma günü labratuarda son kalan işlerimi de aceleyle yapıp öğlenden hemen sonra bisikletimi hazırlayıp tuzla tren istasyonuna doğru yola koyuldum. trenle izmite geldikten sonra da niyetim eve kadar bisiklet üzerinde gitmekti ama ertesi günü muğlada uzun mesafeleri zaten bisikletle gidecek olacağım için kendimi pek yormak istemedim ve babamı aradım arabayla beni merkezden gelip alsın diye (:

heyecanlı bekleyişten sonra aynı günün akşamı otobüse bindim. şansıma, sağolsun muavin kıl çıkmadığı için herhangi bi tartışmaya girmeden bisikletimi bagajda bi köşeye sıkıştırdım. 10 saat kadar süren uykusuz bi yolculuktan sonra muğlada akyakada indim otobüsten. bu arada, yetkililere sesleniyorum, istanbul-ankara otobanının aynısından bi zahmet ege taraflarına da istiyorum, zira o berbat yollarda uzun yolculuk yapmak cidden işgence.

24 ekim günü, akyakada deniz molaları ve tanışma fasılları ile vakit geçirdikten sonra, akşam organizasyonun toplantısına katılıp gerekli bilgileri edindik ve kamp alanındaki çadırlarımızda uyumak için ayrıldık.

akyaka çok güzel bi yermiş cidden. gerek deniziyle, gerek evleriyle, gerekse de azmak nehriyle müthiş bi doğa harikası. ilerleyen yıllarda, tekrar uğramak istiyorum bu tatlı yöreye.

25 ekim sabah, azmak üzerinde güzel bi noktada kurulmuş bi mekanda köy kahvaltımızı yapıyoruz. 150 kişi yola çıkmak için artık hazır.

sahile yakın yerden geçen yolu takip ederek, doğanın bize sunduğu güzellikleri arasında Örene doğu yola koyulduk. yaklaşık 20km kadar sonra bizi zorlayacak olan bi rampa vardı. ondan önce bi deniz molası alalım dedik ve sahilde bi iskelede egenin o sıcacık sularına kendimizi salıverdik. pedal çevirmekten terledikten sonra bu kısa deniz molası, bizim için büyük bi ödül gibi oldu.

hatıra fotograflarımızı çektirir çektirmez, kurumayı dahi beklemeden tekrar bisiklet üzerindeyiz.

rampayı yavaş yavaş çıkıyoruz. manzarayı, güzellikleri, denizin ve ağaçların kokularını sindire sindire...

arada fotograf molaları da veriyoruz tabi (:

günün sonunda Ören'de deniz kenarında kamp kuruyoruz. Ören belediye başkanı bizi karşılıyor, akşam yemeğimizi belediye hazırlamış, afiyetle yiyoruz ve gruplar dağılıyor. biz bi grup arkadaş bi cafede muhabbete dalıyoruz yorgun düşene kadar.

26 ekimde turun en sert rampası var, Mazı yokuşu. Mazı köyüne çıkan bu yokuş oldukça uzun ve dik. bi de üstüne yağmur eklenince mükemmel bi atmosfer yakaladık.

Mazı rampası bittiğinde biz de bitmiştik gerçekten. aslında ben bu yokuşu çıkamayacağımı düşünüyordum ama pek de zorlandığımı söyleyemiyeceğim. muhtemelen, önceki günün verdiği kondisyonla rahatlıkla çıktım. bir de tabi ki grup psikolojisi ve onun desteği. tek başıma olsam yine çıkamam herhalde (:

bizi bitiren şey ise yağmur ve soğuk oldu. ayakkabı içine kadar vucudumda kuru yer kalmadı. hatta her adım attığımda ayağımdan su çıkıyordu diyebilirim. bi de onun üstünde inişte çamur yedik. pek güzel oldu (: çocuklar gibi eğlendim, ama o soğuk da bayağı içime işledi.

ya Mumcularda ya da Çökertmede, tam yeri hatırlamıyorum şimdi, öğle yemeği molası verdik. yemekler yine belediyeden (: her gittiğimiz yerde bizi karşıladılar sağolsunlar. yemek yerken güneş de açınca dışarıda kaldırımlara yayıldık ve kurumak için epey vakit geçirdik orada.

ayakkabılarım yine de kurumadı o güneşte, ben de çareyi kuru bi çift çorap alıp üzerlerine çöp poşedi geçirip ayakkabıları öyle giymekte buldum (: bayağı da işe yaradı. ehh, mahrumiyet bölgesinde sayılırız.

bodruma doğru orman içinden pedallıyoruz. hava ne sıcak ne soğuk. arada yağmur atıştırıyor ama ıslatacak kadar değil.
bodruma giriyoruz. şehir içinde kısa bi tur yaptıktan sonra kamp alanlarına gittik. ama bugün oldukça çamur ve yağmur yediğim için, pansiyonda kalmayı tercih ettim. zaten tatil sezonu da olmadığı için odalar çok ucuzdu. o yüzden rahatımızı düşünelim biraz da diyip, bi kaç kişi pansiyona geçtik.

sıcak duş sonrası akşam yemeği ve ardından güzel bi cafe-barda müzik dinletisi... organizatörlerden biri, bisiklet aşığı bi müzisyeni beraberinde getirmiş. onun yaptığı müzikle keyifli bi akşam geçirdik.

27 ekim günü, sabah kahvaltısını dahi yapmadan hemen bodrum marinaya gidip de bizim için ayarlanmış arabalı vapura yüklüyoruz bisikletlerimizi. istikamet datça.