uludağ
2/17/2010 10:56:00 AM
geçen hafta bi kaç arkadaş uludağda geçirdik tatilimizi. labtaki işlerden ve aynı zamanda derslerin yoğunluğundan dolayı oldukça yorucu geçen bi dönemin ardından bi haftalık tatil aldım ve bunun bi kısmını evde geçirdikten sonra da uludağda 4 gecelik konaklama için geçen salı yola çıktık. izmitten bursaya geçip oradan uludağa giden dolmuşlarla uzun ve karlı bi yolculuktan (tırmanış mı demeliydim yoksa) sonra uludağda otelimize yerleştik.
fergana grand uludağ otel (eski adı büyük otelmiş) ilk günden daha bizi biraz sinir etti. check-in saati 14:00 olmasına karşın bizim odalarımız anca 18:00 gibi teslim edilebildi. bunun dışında da oteldeki bazı eksikliklerden dolayı biraz sıkıntımız oldu ama genel olarak değerlendirirsek, tatilimizde keyfimizi kaçıracak kadar büyük değillerdi.

eğer ki sınırsız içki ve açık büfede bi yamuk olsaydı, o zaman kavga çıkardı işte :p bol bol yedik, içtik (: aşağıdaki fotograf otelin restorantından değil, pist kenarındaki bi waffle'cıda mola verdiğimizde çekildiğim bi fotograf.

uludağa gelir gelmez beni ilk şok eden şey, yol kenarlarında ve otel çatılarında bulunan karların yüksekliğiydi. yer yer 3 metreyi aşıyordu bunlar. hatta otelin çatısındaki karlar zaman zaman kopup avluya düşüyor ve büyük bi gürültü ve sarsıntıya sebep oluyorlardı. ilk seferinde oldukça korktum, ne oluyoruz yahu diye (:

salı günümüz, otelin odalarımızı geç teslim etmesinden dolayı, otelin lobisinde bol bol içerek geçti. fakat, ertesi günü kahvaltıdan hemen sonra piste koştuk ve toplamda 3 gün kayma fırsatımız oldu. normalde pahalı denebilecek fiyatlara kiralanan kayak takımları ve günlük limitsiz teleski biletleri, otelin anlaşmalı firmalarından alınca yüzde 50 indirimli geldi. şunu anladım ki, teleski'siz kayamazsınız, çünkü o tepeyi, elde kayaklar, ayakta o koca kayak botları varken çıkmanız imkansız. o yüzden paraya kıyıp mümkünse günlük limitsiz teleski bileti almakta fayda var.
bu alet, ilk başta çok korkunç ve binmesi çok zor gibi görünse de ilk binişten sonra korkularınız boş yere olduğunu anlayacaksınız. ben ilk seferde daha, gayet rahat bi şekilde istediğim yüksekliğe kadar çıktım ve aleti rahat bi şekilde bırakabildim ama ilk seferde yere kapaklananlar da olmuyor değil (: fotografta arka planda görünen sarı direkler teleski'nin direkleri.

bi kaç sene önce, günü birlik bi kayak tecrübem olmuştu ama anca 1 saat kadar kayabilmiştim vakit sıkıntısından dolayı. bu sefer, ilk başta pistin alçak kısımlarında yavaş yavaş kayarak ve çevredeki kayak eğitmenlerinin derslerine korsan(!) katılımlarımla bi kaç trik öğrenip hemen uygulamaya sokabildim. eğer hoca tutarsanız bi saatte, tutmazsanız da 3-4 saatte kayak kaymasını öğrenebilirsiniz diye düşünüyorum. zira benim için öyle oldu, kendi başıma, denemelerle ve gözlemlerle öğrendim epey bi şey.

ilerleyen günlerde teleski ile en tepeye kadar çıkmaya cesaret edebildim ve arkadaşlar arasında bi ben çıkabildiğim için o kadar yükseğe, tek başıma kaymakla yetindim (: şunu söyleyebilirim ki, ne kadar yükseğe çıkarsanız o kadar zevkli oluyor, çünkü yukarılarda çok güzel parkurlar vardı ve ağaçların arasında daralıp genişleyen ve engebeli parkurlarda (ben bunlara pistçik diyorum) kayak yapmak epey zevkli olmuştu benim için.

hava da pek bi garip uludağda. güneşli ve açık bi hava varken, bi anda her yeri sis basabilir, ve az sonrasında da tipi başlayabilir, sonrasında yine açık bi hava gelebilir. herşeye hazırlıklı olmak lazım (:

ha bi de şunu söylemeliyim, 3 gün kaydıktan sonra, vücudumda sızlamayan kas kalmadı, kayak sırasında bi çok kasınızı sıkıyor, kasıyor ve çalıştırıyorsunuz çünkü. fakat bu ağrılara değerdi dedim tatil sonunda. bi de ufak bi boğaz enfeksiyonuyla, burun akıntısı yanıma kar kaldı dönüşte (:
fergana grand uludağ otel (eski adı büyük otelmiş) ilk günden daha bizi biraz sinir etti. check-in saati 14:00 olmasına karşın bizim odalarımız anca 18:00 gibi teslim edilebildi. bunun dışında da oteldeki bazı eksikliklerden dolayı biraz sıkıntımız oldu ama genel olarak değerlendirirsek, tatilimizde keyfimizi kaçıracak kadar büyük değillerdi.

eğer ki sınırsız içki ve açık büfede bi yamuk olsaydı, o zaman kavga çıkardı işte :p bol bol yedik, içtik (: aşağıdaki fotograf otelin restorantından değil, pist kenarındaki bi waffle'cıda mola verdiğimizde çekildiğim bi fotograf.

uludağa gelir gelmez beni ilk şok eden şey, yol kenarlarında ve otel çatılarında bulunan karların yüksekliğiydi. yer yer 3 metreyi aşıyordu bunlar. hatta otelin çatısındaki karlar zaman zaman kopup avluya düşüyor ve büyük bi gürültü ve sarsıntıya sebep oluyorlardı. ilk seferinde oldukça korktum, ne oluyoruz yahu diye (:

salı günümüz, otelin odalarımızı geç teslim etmesinden dolayı, otelin lobisinde bol bol içerek geçti. fakat, ertesi günü kahvaltıdan hemen sonra piste koştuk ve toplamda 3 gün kayma fırsatımız oldu. normalde pahalı denebilecek fiyatlara kiralanan kayak takımları ve günlük limitsiz teleski biletleri, otelin anlaşmalı firmalarından alınca yüzde 50 indirimli geldi. şunu anladım ki, teleski'siz kayamazsınız, çünkü o tepeyi, elde kayaklar, ayakta o koca kayak botları varken çıkmanız imkansız. o yüzden paraya kıyıp mümkünse günlük limitsiz teleski bileti almakta fayda var.
bu alet, ilk başta çok korkunç ve binmesi çok zor gibi görünse de ilk binişten sonra korkularınız boş yere olduğunu anlayacaksınız. ben ilk seferde daha, gayet rahat bi şekilde istediğim yüksekliğe kadar çıktım ve aleti rahat bi şekilde bırakabildim ama ilk seferde yere kapaklananlar da olmuyor değil (: fotografta arka planda görünen sarı direkler teleski'nin direkleri.

bi kaç sene önce, günü birlik bi kayak tecrübem olmuştu ama anca 1 saat kadar kayabilmiştim vakit sıkıntısından dolayı. bu sefer, ilk başta pistin alçak kısımlarında yavaş yavaş kayarak ve çevredeki kayak eğitmenlerinin derslerine korsan(!) katılımlarımla bi kaç trik öğrenip hemen uygulamaya sokabildim. eğer hoca tutarsanız bi saatte, tutmazsanız da 3-4 saatte kayak kaymasını öğrenebilirsiniz diye düşünüyorum. zira benim için öyle oldu, kendi başıma, denemelerle ve gözlemlerle öğrendim epey bi şey.

ilerleyen günlerde teleski ile en tepeye kadar çıkmaya cesaret edebildim ve arkadaşlar arasında bi ben çıkabildiğim için o kadar yükseğe, tek başıma kaymakla yetindim (: şunu söyleyebilirim ki, ne kadar yükseğe çıkarsanız o kadar zevkli oluyor, çünkü yukarılarda çok güzel parkurlar vardı ve ağaçların arasında daralıp genişleyen ve engebeli parkurlarda (ben bunlara pistçik diyorum) kayak yapmak epey zevkli olmuştu benim için.

hava da pek bi garip uludağda. güneşli ve açık bi hava varken, bi anda her yeri sis basabilir, ve az sonrasında da tipi başlayabilir, sonrasında yine açık bi hava gelebilir. herşeye hazırlıklı olmak lazım (:

ha bi de şunu söylemeliyim, 3 gün kaydıktan sonra, vücudumda sızlamayan kas kalmadı, kayak sırasında bi çok kasınızı sıkıyor, kasıyor ve çalıştırıyorsunuz çünkü. fakat bu ağrılara değerdi dedim tatil sonunda. bi de ufak bi boğaz enfeksiyonuyla, burun akıntısı yanıma kar kaldı dönüşte (:

gerçekten eğlenmıs olmana cok sevındım...
darısı benım basıma dıyelım..
bu sene gene o şansımı yıtırdım,umarım seneye o daglarda ben olurum... :D
ilerleyen zamanlarda ki gezi planını merakla beklıyorum emrecım :D
öncelikle tekrar para biriktirmem lazım. şu sıralar mali krizlerdeyim.
umarım sen de gidebilirsin en kısa zamanda (;