viyana'yı geziyoruz, vol.1

Ekim ayında, doktora yaptığım alan ile alakalı bir konferansa katılmak için viyana'ya gittim. Şehri çok beğendim ve tekrar gitmek istiyorum çünkü gezilecek, görülecek, yapılacak o kadar çok şey var ki bir kaç gün tüm bunlar için asla yetmez. Konferansım 3 gün sürdü, sonrasında ise 2 gün daha fazladan kaldım çünkü konferans programı o kadar yoğundu ki, öğle yemeği için bile çok vakit kalmıyordu.

Şehrin her yerinde sanat var, buram buram kültür kokuyor. Sokaklara bile taşmış durumda.


Eh bu kadar popüler bir kent olunca, haliyle tüm dünya mutfağını da bulabiliyorsunuz burada. Son zamanlarda yemek yapma ve farklı lezzetler deneme konusuna çok merak saldım. O yüzden bolca yemek resmi görebilirsiniz (:


Soluğu japon mutfağında aldık. Karidesli noodle'ı ben tercih ettim.

Arkadaşım ise susamlı tavuklu noodle. İkimiz de pişman olmadık seçimlerimizde.

Eh tabi sushi'siz olmaz uzak doğu mutfağı (:

Oteldeki kahvaltıda ise pankek yedim bol bol. Değişik meyvelerin marmelatıyla tatlandırarak her sabah yedim bıkmadan. Bunu yapan alet süperdi ama, bir tuşa basıyorsunuz otomatik kendisi yapıp tabağınıza atıyor 30sn içerisinde. Her eve lazım :p

Konferans sırasında, yemek molalarında ikram ettikleri viyana'dan bir tatlı: apfelstrudel, yani elmalı turta. Şahane bir şey. Biraz da tarçın var içerisinde tabi ki.

Konferans amaçlı gittim ama sanırım yemekleri gözümü döndürmüş. Biraz da konferanstan bahsedeğim bari. Sunumların yapıldığı salon inanılmaz güzel bir mekan. Avusturya Bilim Akademisine ait bu bilmem kaç yüzyıllık salon, gerek duvarlarındaki boyamalarla, gerek tavan işlemeleriyle gerekse de heykelleri, pencereleri ve kapılarıyla göz dolduru bir güzellikte. Sunumlardan sıkıldığım zaman vaktimin tümünü salonu izlemekle, boyamaları incelemekle geçirdim diyebilirim. Hem öyle bir tavan altında, onu izleyerek kısa şekerlemeler yapmak müthiş bir duygu.

Çok şahane kiliseleri var şehir boyunca bir sürü. Bu Peterskirche, biraz ufakça olmasına karşın içerisi o kadar güzel işlenmiş ki, bir çok turisti günün her saati çekiyor, zira Viyana'da kaldığım süre boyunca içerisinde 3 kez baktım ve bu 3 seferde de içerisi hep turist doluydu.

Bu ise tavanı. Fotografta belli olmasa da 3 boyutlu efektler, o zamanın şartlarına göre çok inandırıcı olmuş.

Sokak ortasındaki çeşmeleri bile mükemmel.

Sanırım Viyana'daki en meşhur şey ise Stephansdom'dur. Sanki tüm şehir planı ona göre yapılmış gibi hissediyorsunuz ve o şehrin göbeğinde resmen. Her yerden de görülüyor.

Kilise'nin etrafı at arabalarıyla dolu. Hayvanlar sanırım üşümesinler diye (ki ekim ayında havada müthiş soğuk bir rüzgar vardı) kulaklık geçirmişlerdi, ama çok komik duruyor hepsi, sanki şeytan gibi (:

Kilise'nin içi de dışı kadar ihtişamlı. Çok yüksek bir tavan, geniş kolonlar ve en ufak detayına kadar işlenmiş heykelcikler dolu her taraf.

Yapı içerisindeki en meşhur bölüm ise anladığım kadarıyla bu minbermiş.

Bu şirin ev ise tuna nehri kenarına yapılmış. Köprüden geçerken görmüştüm, fotografını çekmeden edemedim. O ne kadar güzel bir bahçedir! Öyle bir evim olması için neler vermezdim ki (: