gökova pedallarımın altında 3, vol.2
11/27/2009 03:19:00 PM
bodrumdan datçaya gitmek için bindiğimiz arabalı vapur seyehatı oldukça eğlenceli geçti. yaklaşık 2 saatte geçtik karşıya.

güneşin keyfini çıkarmak için yayıldım ben de vapurun en üst yerinde bi iki sandalyeye. ama üstümdeki termal kıyafetleri eksik etmiyorum, zira güneş her ne kadar ısıtsa da denizin ortasında rüzgar azımsanmayacak kadar şiddetli esiyor.

datçada vapurdan indikten sonra hemen yola koyuluyoruz ve soluğu eski datçada alıyoruz. burası benim çok hoşuma gitti. çevreyi çok ii korumuşlar ve oldukça ii bi şekilde de restore etmişler. sokak araları olsun, evlerin bahçeleri olsun mükemmel bi hava var. muğlalı bi arkadaşımın tavsiyesi üzerine, teyzenin birinden yarım kilo kırmantin aldım. teyze hemen bahçesinden taze taze toplayıp tartıp verdi çok ucuz bi fiyata. ağaçtan ilk toplanan mandalinayamış kırmantin. kokusu ve tadı müthiş.

eski datçadan ayrıldıktan sonra datça merkeze geçip orada bi öğretmen evinde öğlen yemeğimizi yedik sonra da şehirde turlayıp aktur kamp alanına doğru yola koyulduk.
bu çamlık kamp alanına akşam üstü vardığımız halde ve biraz da yağmur atıştırıyorsa da denizin güzelliğine daha fazla dayanamayıp attık kendimizi kumsala. iyi de etmişiz, zira su sıcacıktı ve deniz çok sakindi. tabi deniz keyfinden sonra kamp alanındaki duşlarda sıcak su bulamayıp da soğuk suyla duş almak zorunda kalınca biraz zorlandım ama keyfim yine de yerindeydi.

ertesi günü hava oldukça bulutluydu, arada yağmur da atıştırdı ama ıslatacak kadar değil. akturdan yola çıktıktan sonra marmarise çevirdik yönümüzü. arada aşılmayı bekleyen dağlar var. burada en yüksek noktaya çıktığımızda fotograf molası verdik. solumuzda gökova körfezi var, diğer 3 yönde de göz alabildiğince dağlar sıralanmış. fevkalade bi manzara gözlerimizin önünde, ayaklarımızın altında.

marmaris şehir merkezi yavaştan görünmeye başladı.

şehrin marinasına geldiğimizde valiyle birlikte hatıra fotografı çekildik ve bi kaç tv kanalı görüntü aldı. akşamı geçirmek için otele yerleştik. yemekten sonrada marinada güzel bi cafede bira kalamar keyfi çatmaktan da geri kalmadık. ama soğuk kokteyllerin acısı hemen o gece daha çıktı ve yaklaşık bi hafta boyunca şişmiş bi boğaz ile gezmek zorunda kaldım. 5 gün yağmur, çamur, rüzgar, soğuk, sıcak hiç bi şey yapmazken bünyeme, bi bardak soğuk kokteyle yenik düştü boğazım.

turun son günü. grubun yarısı dün gece marmariste otobüslere binerek turdan ayrıldı. kalanlarsa tekrar muğla akyakaya pedallıyacak turu sonlandırmak için.
doğanın bize oradaki son günümüz hatrına armağanı olsa gerek, hava çok güzeldi. akyakaya vardığımızda herkesin içinde hüzünle karışık bi mutluluk var. herkes mutlu çünkü şahane bi tur gerçekleştirdik, 6 gün 5 gece bisiklet sürmenin ve yeni arkadaşlarla birlikte eski arkadaşlıkları da pekiştirmenin keyfiyle unutulmaz anılar yaşadık. ama hafiften de bi hüzün var ki, o da ayrılık vaktinin gelmesinden dolayı.

ben ve tur sırasında tanıştığım muğlalı arkadaşım, onun arabasıyla akyakanın arkasındaki yüksek dağın zirvesine çıkıp da gün batımına şahit oluyoruz, gökova ayaklarımızın altındayken. manzara tur boyunca karşılaştığımız diğer manzaralara taş çıkartır nitelikte.

kulislerde dönen söylentilere göre, haziran ayında da "kapadokya ayaklarımın altında" turu düzenlenecek. heyecanla bekliyorum onu da.
gökovanın artık müptelası olacağım, bunun yanında yılın farklı zamanlarında memleketimin diğer yöreleri de olsa tadından yenmez herhalde (:
güneşin keyfini çıkarmak için yayıldım ben de vapurun en üst yerinde bi iki sandalyeye. ama üstümdeki termal kıyafetleri eksik etmiyorum, zira güneş her ne kadar ısıtsa da denizin ortasında rüzgar azımsanmayacak kadar şiddetli esiyor.
datçada vapurdan indikten sonra hemen yola koyuluyoruz ve soluğu eski datçada alıyoruz. burası benim çok hoşuma gitti. çevreyi çok ii korumuşlar ve oldukça ii bi şekilde de restore etmişler. sokak araları olsun, evlerin bahçeleri olsun mükemmel bi hava var. muğlalı bi arkadaşımın tavsiyesi üzerine, teyzenin birinden yarım kilo kırmantin aldım. teyze hemen bahçesinden taze taze toplayıp tartıp verdi çok ucuz bi fiyata. ağaçtan ilk toplanan mandalinayamış kırmantin. kokusu ve tadı müthiş.
eski datçadan ayrıldıktan sonra datça merkeze geçip orada bi öğretmen evinde öğlen yemeğimizi yedik sonra da şehirde turlayıp aktur kamp alanına doğru yola koyulduk.
bu çamlık kamp alanına akşam üstü vardığımız halde ve biraz da yağmur atıştırıyorsa da denizin güzelliğine daha fazla dayanamayıp attık kendimizi kumsala. iyi de etmişiz, zira su sıcacıktı ve deniz çok sakindi. tabi deniz keyfinden sonra kamp alanındaki duşlarda sıcak su bulamayıp da soğuk suyla duş almak zorunda kalınca biraz zorlandım ama keyfim yine de yerindeydi.
ertesi günü hava oldukça bulutluydu, arada yağmur da atıştırdı ama ıslatacak kadar değil. akturdan yola çıktıktan sonra marmarise çevirdik yönümüzü. arada aşılmayı bekleyen dağlar var. burada en yüksek noktaya çıktığımızda fotograf molası verdik. solumuzda gökova körfezi var, diğer 3 yönde de göz alabildiğince dağlar sıralanmış. fevkalade bi manzara gözlerimizin önünde, ayaklarımızın altında.
marmaris şehir merkezi yavaştan görünmeye başladı.
şehrin marinasına geldiğimizde valiyle birlikte hatıra fotografı çekildik ve bi kaç tv kanalı görüntü aldı. akşamı geçirmek için otele yerleştik. yemekten sonrada marinada güzel bi cafede bira kalamar keyfi çatmaktan da geri kalmadık. ama soğuk kokteyllerin acısı hemen o gece daha çıktı ve yaklaşık bi hafta boyunca şişmiş bi boğaz ile gezmek zorunda kaldım. 5 gün yağmur, çamur, rüzgar, soğuk, sıcak hiç bi şey yapmazken bünyeme, bi bardak soğuk kokteyle yenik düştü boğazım.

turun son günü. grubun yarısı dün gece marmariste otobüslere binerek turdan ayrıldı. kalanlarsa tekrar muğla akyakaya pedallıyacak turu sonlandırmak için.
doğanın bize oradaki son günümüz hatrına armağanı olsa gerek, hava çok güzeldi. akyakaya vardığımızda herkesin içinde hüzünle karışık bi mutluluk var. herkes mutlu çünkü şahane bi tur gerçekleştirdik, 6 gün 5 gece bisiklet sürmenin ve yeni arkadaşlarla birlikte eski arkadaşlıkları da pekiştirmenin keyfiyle unutulmaz anılar yaşadık. ama hafiften de bi hüzün var ki, o da ayrılık vaktinin gelmesinden dolayı.

ben ve tur sırasında tanıştığım muğlalı arkadaşım, onun arabasıyla akyakanın arkasındaki yüksek dağın zirvesine çıkıp da gün batımına şahit oluyoruz, gökova ayaklarımızın altındayken. manzara tur boyunca karşılaştığımız diğer manzaralara taş çıkartır nitelikte.
kulislerde dönen söylentilere göre, haziran ayında da "kapadokya ayaklarımın altında" turu düzenlenecek. heyecanla bekliyorum onu da.
gökovanın artık müptelası olacağım, bunun yanında yılın farklı zamanlarında memleketimin diğer yöreleri de olsa tadından yenmez herhalde (:
